Mimariyi sadece teknik bir çizim süreci değil, malzemenin doğasıyla kurulan derin bir diyalog olarak gören Grizzo Arquitectos, Arjantin’in köklü yapı geleneğini modern bir “stüdyo-atölye” anlayışıyla harmanlıyor. Buenos Aires merkezli ofis, tasarımın her aşamasında zanaatkarlığa ve malzeme deneylerine öncelik vererek, sadece binalar değil, güçlü atmosferlere sahip yaşayan mekanlar kurguluyor. Doğal taşın kalıcılığını ve dokusunu projelerinin merkezine yerleştiren stüdyonun kurucularıyla; Arjantin mimari kültüründen inşaat sürecindeki laboratuvar yaklaşımlarına, yerel malzemelerin kullanımından geleceğin sürdürülebilir mimarisine uzanan ilham verici bir röportaj gerçekleştirdik.
Okurlarımıza kendinizi tanıtır mısınız? Grizzo Arquitectos nasıl kuruldu?
Grizzo Arquitectos, Arjantin’in Buenos Aires kentinde bulunan ve mimari, iç mimari ve gayrimenkul geliştirme alanlarında faaliyet gösteren bir stüdyodur. Ofisimiz, tasarım, inşaat ve malzeme denemelerinin birbiriyle iç içe geçebileceği projeler hayata geçirme arzusundan doğdu.
Başından beri, evlerden restoranlara ve konut geliştirme projelerine kadar çok çeşitli ölçeklerde çalışmakla ilgilendik ve her zaman malzemelerle ve inşaat süreciyle doğrudan bir ilişki kurmaya özen gösterdik. Çalışmalarımız genellikle kentsel bağlamlar ile daha doğal ortamlar arasında gidip gelir; bu da mimarinin farklı manzaralara, iklimlere ve kültürel koşullara nasıl yanıt verebileceğini keşfetmemizi sağlar.
Stüdyo, sabit bir stil dilini takip etmek yerine, ışık, doku ve malzemenin varlığının mimari deneyimi şekillendirdiği, güçlü atmosferlere sahip mekanlar yaratmaya odaklanır.
“Stüdyo-atölye” yaklaşımı sizin için ne ifade ediyor?
Bizim için “stüdyo-atölye” fikri, tamamen teorik tasarımdan ziyade zanaatkarlığa daha yakın bir çalışma biçimini yansıtıyor.
Mimarlık çizimlerle bitmez. Prototipler, inşaat detayları, malzeme testleri ve inşaatçılarla zanaatkarlarla sürekli diyalog yoluyla devam eder. Fikirlerimizin çoğu bu paylaşımlardan doğar.
Bu yaklaşım, malzemeleri sadece kaplama olarak değil, yapısal ve mekansal unsurlar olarak da ele almamızı sağlıyor. Bir şeyin nasıl yapıldığını, nasıl eskidiğini ve nasıl basit ve akıllıca birleştirilebileceğini anlamayı seviyoruz.
Bu anlamda stüdyo, tasarım ve inşaatın birlikte geliştiği bir laboratuvar gibi çalışıyor.
Arjantin’in mimari kültürünü ve yapı geleneğini nasıl tanımlarsınız?
Arjantin, göç, coğrafya ve ekonomik döngülerle şekillenen çok zengin ve çeşitli bir mimari kültüre sahiptir.
Avrupa fikirlerinden etkilenen güçlü bir modernist gelenek var, ancak aynı zamanda güçlü bir deneme ve uyum kültürü de var. Kaynaklar genellikle sınırlı olduğu için, mimarlar sıklıkla basit malzemelerle yaratıcı çözümler geliştiriyor.
Ülkenin birçok bölgesinde mimari, kuzeybatının taş yapılarından Patagonya’nın ahşap yapılarına kadar, peyzaj ve iklimle yakından bağlantılıdır.
Bu çeşitlilik, mimarinin genellikle teknik hassasiyet ile daha sezgisel, neredeyse el yapımı bir yapı yaklaşımı arasında gidip geldiği bir kültür yaratır.
Yerel bağlam ve günlük yaşam projelerinizi nasıl etkiliyor?
Bizim için bağlam sadece fiziksel değil, aynı zamanda kültürel ve duygusal bir kavramdır.
İnsanların mekanları nasıl kullandıklarına, nasıl bir araya geldiklerine, yemek pişirdiklerine, dinlendiklerine veya evlerinde nasıl hareket ettiklerine dikkat ediyoruz. Bu günlük ritüeller genellikle mekansal kararların çıkış noktası olur.
Aynı zamanda, peyzaj, mevcut malzemeler ve yerel inşaat teknikleri de çalışmalarımızı büyük ölçüde etkiliyor. Çevreye dayatılmış değil, çevreye kök salmış hissi veren projeler inşa etmeye çalışıyoruz.
Hedefimiz her zaman, içinde yaşayanlar için doğal ve sezgisel hissettiren mekanlar yaratmaktır.
Yeni bir projeye başlarken genellikle hangi sorularla başlıyorsunuz?
Her proje, resmi fikirlerden ziyade bir dizi soruyla başlar.
Projenin ne tür bir atmosfer yaratması gerektiğini anlamaya çalışıyoruz. Mekan nasıl hissettirmeli? Işık nereden geliyor? İnsanlar mekan içinde nasıl hareket edecek?
Bir diğer önemli soru ise binanın zemine ve çevresindeki peyzaja nasıl uyum sağladığıdır. Mimari ile arazi arasındaki ilişki genellikle tüm projeyi belirler.
Ve son olarak, mekanın karakterini en samimi şekilde ifade edebilecek malzemelerin hangileri olduğunu sorarız.
Malzeme seçimlerinizi en çok hangi kriterler yönlendiriyor?
Malzeme seçimi üç ana faktör tarafından yönlendirilir: bulunabilirlik, atmosfer ve eskime.
Projenin inşa edildiği bölgeye ait veya yerel olarak temin edilebilen malzemeleri tercih ediyoruz. Bu, karmaşıklığı azaltırken aynı zamanda mekanla daha güçlü bir bağ oluşturur.
Ayrıca malzemelerin doku, ağırlık, renk ve ışığı yansıtma şekli gibi duyusal özellikleri üzerinde de çok düşünürüz.
Son olarak, zamanla iyi yaşlanan ve karakter kazanan malzemelere değer veriyoruz. Mimari, sadece tamamlandığı gün güzel görünmemeli; içinde yaşanırken daha zengin hale gelmelidir.
Yerel taşla çalışırken yaklaşımınız nedir?
Taş, kalıcılık ve jeolojik zaman hissi taşıdığı için büyüleyici bir malzemedir.
Taşla çalışırken, onu aşırı yapay şekillere zorlamak yerine, doğasında var olan mantığa saygı göstermeye çalışırız. Kesilme, istiflenme veya yerleştirilme şekli genellikle mimari dili belirler.
Doğal ve endüstriyel unsurlar arasındaki kontrastı vurgulayacak şekilde taşı beton, ahşap veya metal gibi diğer malzemelerle birleştirmeye özellikle ilgi duyuyoruz.
Arjantin’de doğal taş ve mermer kullanımı konusunda ne tür bir gelenek var?
Arjantin’de taş kullanımı bölgeye göre büyük farklılıklar gösterir.
Kuzeybatıda, taş yüzyıllardır hem yerli hem de kolonyal mimaride kullanılmaktadır. Diğer bölgelerde, özellikle şehirlerde, mermer ve taş 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Avrupa etkisiyle kullanılmaya başlanmıştır.
Günümüzde doğal taş, hem çağdaş mimaride hem de restorasyon projelerinde yer almaktadır. Yerel malzemeleri yeniden keşfetmeye ve bunları daha deneysel şekillerde kullanmaya yönelik ilgi giderek artmaktadır.
Projelerinizde doğal taşı ne zaman ve hangi koşullarda kullanmayı tercih ediyorsunuz?
Genellikle proje, peyzajla güçlü bir ilişki gerektirdiğinde veya binanın zemine derinlemesine bağlı hissettirmesini istediğimizde doğal taşı tercih ediyoruz.
Taş, dağlar, ormanlar veya kıyı bölgeleri gibi doğal ortamlarda yer alan projelerde özellikle etkilidir, çünkü çevredeki jeoloji ile bir diyalog oluşturur.
Aynı zamanda, hassasiyet ve ölçülü bir şekilde kullanıldığında kentsel bağlamlarda da harika sonuçlar verebilir.
Şimdiye kadar hangi taş veya mermer türleriyle çalıştınız?
Projelerimizde, konuma ve bulunabilirliğe bağlı olarak farklı taş türleri kullandık.
Çeşitli konut projelerinde bölgesel taşların yanı sıra mutfak, banyo ve kamusal alanlar gibi iç mekan uygulamalarında kullanılan farklı mermer ve granitlerle çalıştık.
Her malzeme kendine özgü bir görsel dil ve teknik zorluklar getirir; bu da taşla çalışmayı bu kadar ilginç kılan unsurlardan biridir.
Taşın dokusu, damarları ve doğal kusurları tasarım sürecinizi nasıl etkiliyor?
Taşın doğal düzensizlikleri kusur değildir; genellikle malzemenin en ifade gücü yüksek yönüdür.
Doku, damar ve çeşitlilik, mimari kompozisyonu zenginleştiren bir öngörülemezlik düzeyi getirir. Bu özellikleri çok katı bir şekilde kontrol etmeye çalışmak yerine, bunların doğal bir şekilde ortaya çıkmasına izin verecek şekilde tasarım yapmayı tercih ediyoruz.
Bu, daha dokunsal, daha insani ve daha az standartlaşmış mekanlar yaratır.
Geleceğin mimarisinde doğal taşın rolünü nasıl görüyorsunuz?
Doğal taş, dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve güzelliği bir araya getirdiği için ilginç bir geleceğe sahiptir.
Birçok sentetik malzemenin aksine, taş karmaşık endüstriyel işlemler gerektirmez ve yüzyıllar boyunca dayanabilir. Bu anlamda, daha sorumlu bir inşaat yöntemini temsil eder.
Gelecekteki mimarinin, uzun ömürlü ve toprakla güçlü bağları olan malzemelere giderek daha fazla yöneleceğine inanıyoruz ve taş bu vizyona mükemmel bir şekilde uyuyor.
Bu alandaki genç tasarımcılara, mimarlara ve profesyonellere vereceğiniz en önemli tavsiye nedir?
En önemli tavsiye, meraklı ve sabırlı kalmak olacaktır.
Mimarlık, olgunlaşması zaman alan bir disiplindir. Genç mimarlar, malzemeleri, inşaat süreçlerini ve binaların gerçeklerini anlamak için zaman harcamalıdır.
Seyahat etmeli, insanların mekanları nasıl kullandığını gözlemlemeli ve ustalar ile inşaatçılardan öğrenmelidir. Mimarlıkta en değerli derslerin çoğu çizimlerden değil, inşa etme eyleminin kendisinden gelir.
Ve belki de en önemlisi: dünyayı görmenin kişisel bir yolunu geliştirmeye çalışın, çünkü mimari nihayetinde çevremizi nasıl yorumladığımızı yansıtır.




































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95