İstanbul’dan Almanya ve Avusturya’ya uzanan çok uluslu yapısıyla dikkat çeken Mitte, gastronomi mekanlarına getirdiği estetik ve işlevsellik dengesiyle öne çıkıyor. Özellikle restoran, bar ve kafe projelerinde doğal taşı yalnızca estetik bir unsur değil, mekânın karakterini tanımlayan bir anlatı aracı olarak kullanan stüdyo; dayanıklılığı, dokusallığı ve zamansızlığı merkeze alan bir tasarım dili geliştiriyor. Yerli taşların gücünü global bir bakış açısıyla harmanlayan Mitte, mekâna sadece bir yüz değil, aynı zamanda bir kimlik kazandırıyor.
“Mitte” isminin anlamı sizi nasıl yansıtıyor? Bu ismi seçme hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?
“Mitte” kelimesi Almanca’da ‘merkez’ anlamına geliyor ve bu sözcük, tasarım anlayışımızın özünü yansıtıyor. Bizim için Mitte, yalnızca fiziksel bir merkez değil; fikirlerin, duyguların ve yaratıcılığın buluştuğu ortak bir alan. Tasarımlarımız, bu merkezden doğup çevresine yayılan, ilhamı önce kendi içimizden, sonra birlikte çalıştığımız ekiplerden ve nihayetinde mekânın ruhundan alan bir süreci temsil ediyor.Bu ismi seçerken hem ekip yapımızı hem de projelere yaklaşımımızı tanımlayan bir kelime arayışındaydık. Samimi, sıcak ve kolektif bir üretim sürecimiz var. Kararlarımızı birlikte alıyor, tasarımlarımızı ortak bir akılla geliştiriyoruz. Her projede, o “merkezdeki nokta”dan yani Mitte’den yayılan bir bütünlük oluşturuyoruz. İsmin bize kattığı bu metafor, hem iç dünyamızı hem de dışa dönük üretim dilimizi oldukça doğru şekilde yansıtıyor.
Mitte, İstanbul merkezli bir stüdyo ancak Almanya ve Avusturya’da da ofisleriniz bulunuyor. Bu çok uluslu yapı size nasıl bir perspektif kazandırıyor?
Farklı coğrafyalarda varlık göstermek, bizim için yalnızca fiziksel bir genişleme değil; aynı zamanda zihinsel ve kültürel bir büyüme süreci. Almanya ve Avusturya’daki ofislerimizle birlikte yürüttüğümüz projeler, bize tasarımı çok daha geniş bir perspektiften görmeyi öğretiyor. Her ülkenin kendine özgü bir malzeme hafızası, kültürel kodları, yaşam biçimi ve estetik anlayışı var. Biz bu farklılıkları birer zenginlik olarak görüyor, her projede önce anlamaya, sonra dönüştürmeye çalışıyoruz.
Genç ve dinamik ekibimiz için bu uluslararası deneyimler, hem yaratıcı sınırları zorlamak hem de tasarım dilimizi sürekli olarak evrimleştirmek adına büyük bir motivasyon kaynağı. Yerel malzemeyi global estetikle buluşturmak, coğrafyanın ruhunu tasarıma entegre etmek ve bu sayede her biri farklı bir hikâye anlatan projeler üretmek bizim için çok kıymetli. Bu çok uluslu yapı sayesinde Mitte, hem evrensel hem de yerel olanı aynı potada eriterek, bulunduğu her coğrafyada samimi ve özgün mekânlar yaratmaya devam ediyor.
Farklı geçmişlere sahip ortaklarla “bütünsel” bir şekilde çalıştığınızı belirtiyorsunuz. Tasarım süreçlerinizde bu çok sesliliği nasıl yönetiyorsunuz?
Mitte’nin en büyük gücü, farklılıkları bir zenginlik olarak görebilmesinde yatıyor. Farklı disiplinlerden, farklı coğrafyalardan gelen ortaklarımız ve ekip arkadaşlarımızla çalışmak, tasarıma tek bir doğrultudan değil; çok katmanlı ve çok perspektifli bir bakış geliştirmemizi sağlıyor. Bizim için bu çeşitlilik, potansiyel bir çatışma değil; tam tersine yaratıcı bir fırsat.
Tasarım süreçlerimizde bu çok sesliliği yönetmenin en önemli yolu, önce dinlemekten geçiyor. Her fikrin bir hikâyesi, her bakış açısının değerli bir katkısı olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle tüm projelerimizi kolektif düşünce ve açık diyalog üzerinden kurguluyoruz. Ortak kararlar almak, birbirimizi beslemek ve aynı vizyon etrafında birleşebilmek, süreç içinde doğal bir uyum yaratıyor.
Restoran, bar, kafe gibi mekanlarda çalışırken estetik ile işlevsellik arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Bizim için estetik, sadece göze hitap eden bir unsur değil; mekânın ruhunu, hissini ve kullanıcıyla kurduğu bağı tanımlayan bir bütünlük. Ancak bu estetiğin işlevsellikten bağımsız düşünülemeyeceğini çok iyi biliyoruz, özellikle restoran, bar ve kafe gibi sürekli yaşayan, dinamik mekanlarda. Bu tip alanlarda tasarımın hem operasyonel ihtiyaçlara cevap vermesi hem de kullanıcı deneyimini kusursuzlaştırması önceliğimiz.
İlk adım, mekânın işleyişine dair tüm süreçleri en ince detayına kadar anlamak. Mutfakla salon arasındaki ilişki, servis akışı, oturma düzeni, akustik dengeler, aydınlatma senaryoları… Bunların her biri işlevselliğin temel taşlarını oluşturuyor. Biz bu altyapıyı titizlikle kurduktan sonra, üzerine estetik katmanları örmeye başlıyoruz. Estetik dilimizi oluştururken ise markanın karakterini, mekânın bulunduğu coğrafyayı ve hedef kitlenin beklentilerini merkeze alıyoruz. Malzeme seçiminden renk paletine, mobilya tasarımından mekânsal akışa kadar her detay bu bütünsel yaklaşımla şekilleniyor.
(Resim S4-1, 4-2)
Projelerinizde doğal taşı ne sıklıkla ve hangi alanlarda kullanıyorsunuz? Bu malzemenin size sunduğu avantajlar nelerdir?
Doğal taş, projelerimizin vazgeçilmez yapı taşlarından biri. Özellikle gastronomi mekânlarında çalışırken, hem estetik hem de dayanıklılık açısından sunduğu avantajlar sayesinde bu malzemeyi yoğun bir şekilde tercih ediyoruz. Bar tezgahlarından zemin kaplamalarına, masa yüzeylerinden duvar panellerine kadar birçok alanda doğal taş kullanıyoruz. Bu malzemenin hem fonksiyonel hem de duygusal bir ağırlığı var; mekâna anında bir karakter, bir derinlik ve bir kimlik kazandırıyor.
Doğal taşın sunduğu form çeşitliliği, dokusal zenginliği ve yaş aldıkça güzelleşen yapısı, tasarımlarımıza zamansız bir ifade katıyor. Aynı zamanda yoğun kullanıma uygun yapısı sayesinde, özellikle bar gibi yüksek temaslı alanlarda uzun ömürlü ve güvenilir çözümler sunuyor. Doğayla bağ kuran yapısı, Mitte’nin mekânsal hikâyelerine de çok yakışıyor. Her taşın kendine özgü damar yapısı, rengi ve dokusu; her projeye özel, biricik bir imza niteliği taşıyor.
Bizim için doğal taş sadece bir kaplama malzemesi değil; anlatmak istediğimiz tasarım hikayesinin fiziksel karşılığı. Bu yüzden onu yalnızca estetik bir unsur olarak değil, mekânın deneyimini bütünleyen temel bir bileşen olarak görüyoruz.
Restoran, bar, kafe gibi yüksek kullanım yoğunluğuna sahip mekanlarda doğal taşın dayanıklılığı nasıl bir rol oynuyor?
Yüksek sirkülasyona sahip gastronomi mekanlarında malzeme seçimi yalnızca estetik bir karar değil, aynı zamanda performansa dayalı stratejik bir tercihtir. Bu noktada doğal taş, bize hem uzun ömürlü hem de zamansız bir çözüm sunuyor. Aşınmaya, darbeye ve yoğun kullanıma karşı yüksek direnç göstermesi sayesinde bar tezgahlarında, masa yüzeylerinde ve zemin kaplamalarında gönül rahatlığıyla kullanabiliyoruz.
Doğal taşın zamanla yıpranmak yerine karakter kazanması da onu bu tür mekanlar için çok daha değerli kılıyor. Kullanıldıkça yaşlanan ama değerinden hiçbir şey kaybetmeyen bu malzeme, restoran ve bar gibi alanların doğasıyla örtüşen bir malzeme olma özelliği taşıyor. Ayrıca doğru uygulama teknikleri ve yüzey işlemleriyle bakım gereksinimi minimuma indirilebiliyor.
Doğal taş seçiminde hangi kriterleri göz önünde bulunduruyorsunuz? (örneğin: doku, renk, yerel kaynak, sürdürülebilirlik, vs.)
Doğal taş seçimi, tasarım sürecimizin en titiz aşamalarından biri. İlk olarak taşın dokusu ve renk skalası, tasarımın genel atmosferiyle bütünlük kurmalı. Her projede mekâna özel bir his yaratmak istiyoruz; bu nedenle taşın damar yapısı, yüzey hissi ve ışıkla kurduğu ilişki çok önemli. Bazı mekanlarda dramatik bir görünüm için koyu tonlu, yoğun desenli taşlar tercih ederken, daha sakin ve doğal bir ambiyans için açık renkli, homojen yüzeyler kullanıyoruz.
Yerel kaynaklı taşları öncelikli olarak değerlendirmek de hem lojistik sürdürülebilirlik hem de çevresel etkiyi azaltmak adına önem verdiğimiz bir kriter. Ayrıca yerel taşlar, coğrafyanın doğal dilini projeye entegre etmemizi kolaylaştırıyor.
Dayanıklılık, gözeneklilik, yüzey işlenebilirliği gibi teknik özellikler de karar sürecimizi belirleyen faktörler arasında. Mekânın kullanım yoğunluğuna, iklim şartlarına ve bakım koşullarına göre en doğru taşı seçmek için hem estetik hem de mühendislik verilerini harmanlayan bir süreç izliyoruz.
Yerli taşları projelerinizde kullanıyor musunuz?
Evet, yerli taşları projelerimizde sıklıkla ve büyük bir memnuniyetle kullanıyoruz. Yerel malzeme kullanımı, yalnızca sürdürülebilirlik açısından değil; aynı zamanda mekânın kimliğiyle daha derin ve anlamlı bir bağ kurmak adına da bizim için çok değerli. Türkiye, doğal taş çeşitliliği açısından son derece zengin bir coğrafya ve biz bu potansiyeli hem estetik hem de teknik açıdan projelerimize entegre etmeyi önemsiyoruz.
Yerli taşlar, bulundukları bölgenin doğal dokusunu ve karakterini yansıttıkları için özellikle bağlamsal tasarım açısından büyük avantaj sağlıyor. Aynı zamanda yerli üreticilerle çalışmak, taşın tedarik sürecini daha kontrollü ve şeffaf hale getiriyor. Bu da hem zamanlama hem de kalite yönetimi açısından bize esneklik kazandırıyor.
Örnek vermek gerekirse traverten severek kullandığımız yerli doğal taşlardan biri. Traverten hem şekil vermek açısından kolaylığı, hem de bulunduğu yüzeyle girdiği yoğun uyumdan dolayı projelerimizde sıklıkla kullandığımız bir doğal taş. Malzeme yapısından dolayı işlem yapmaya müsait, Vava projemiz örneğinde olduğu gibi üstüne sanatsal bir boyama çalışması gerçekleştirerek yüzeyleri daha çeşitli ve sanatsal kılabiliyoruz. Bu da doğal taşın, çok yönlü tasarıma etkisini ortaya çıkartıyor.
(Resim S8-1, 8-2)
Doğal taş ile çalışırken diğer malzemelerle nasıl bir kombinasyon kurmayı tercih ediyorsunuz? Örneğin ahşap, metal ya da kumaş gibi…
Doğal taş, karakteri güçlü ve baskın bir malzeme olduğu için onunla kurulan malzeme ilişkisi çok hassas bir denge gerektiriyor. Biz bu dengeyi kurarken taşın doğal sertliğini ve ağırbaşlı ifadesini daha sıcak ve yumuşak malzemelerle dengelemeyi tercih ediyoruz. Özellikle ahşap, doğal taşla en çok diyalog kuran malzemelerden biri. Mekâna hem dokunsal hem de görsel bir sıcaklık katıyor ve taşın sertliğini dengeliyor.
Metal detayları ise taşın doğal zarafetini modernize etmek, ona çağdaş bir çerçeve sunmak için kullanıyoruz. Özellikle pirinç, siyah çelik ya da paslanmaz gibi metal yüzeyler, taşın damarlı yapısıyla kontrast oluşturarak güçlü bir görsel etki yaratıyor.
Kumaş ise kullanıcı deneyimini daha da insani kılmak, mekâna yumuşaklık ve konfor katmak için önemli bir eşlikçi. Özellikle döşeme detaylarında ya da akustik denge gerektiren yüzeylerde, taşın dokusunu tamamlayan zengin ve doğal görünümlü kumaşlarla bütünlük kurmaya özen gösteriyoruz.
(Resim S9-1, 9-2)
Tasarım yolculuğuna yeni başlayanlara ya da bu alanda uzmanlaşmak isteyenlere ne gibi tavsiyeler verirsiniz?
Her şeyden önce merak duygusunu canlı tutmalarını öneririz. Mimari ve iç mimari tasarım, yalnızca estetikle değil; insanla, malzeme ile, zamanla ve mekânla kurulan çok boyutlu bir ilişki biçimidir. Bu yüzden sadece görsel anlamda değil, yaşamın kendisine dair gözlem yapmayı, dinlemeyi, anlamayı öğrenmek çok kıymetlidir.
Bir diğer önemli tavsiyemiz ise deneyimden korkmamaları. Her proje, her fikir, her başarısızlık; bir sonraki adıma dair mutlaka bir iz bırakır. Tasarım yolculuğu bir “tek doğruya ulaşma” çabası değil, sürekli dönüşen bir öğrenme sürecidir. Bu süreçte farklı disiplinlerle temas kurmak, ekip çalışmasının gücünü deneyimlemek ve farklı bakış açılarına açık olmak çok değerli.
Ayrıca malzemeyle birebir temas kurmalarını, üretim süreçlerini yerinde gözlemlemelerini ve çizdikleri şeyin sahada nasıl hayata geçtiğini mutlaka takip etmelerini öneririz. Kağıttaki tasarımın gerçek dünyada nasıl yaşadığını görmek, bir tasarımcının en güçlü öğretmenidir.
Ve son olarak; her tasarımın bir hikâye anlattığını unutmamaları. Bu hikâyenin özgün ve anlamlı olması ise tamamen tasarımcının tutkusuna, emeğine ve duyarlılığına bağlıdır.































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95