Mimarlıkta sadeliği bir tutum olarak benimseyen, malzeme ve detaylara gösterdiği titizlikle tanınan Jen Alkema, doğal taşla kurduğu cesur ilişkiyle dikkat çekiyor. Özellikle iç mekân projelerinde taşı işlevselliğin ve estetiğin merkezine yerleştiren Alkema, ağır ve zorlu bir malzemeyi sürgülü kapaklardan küvet tasarımına kadar ustalıkla yeniden tanımlıyor. Onun için taş, sadece bir yapı öğesi değil; zamanla şekillenen, sınırları zorlayan mimari bir ifade aracı.
Mimarlık yolculuğunuz nasıl başladı? İnşaatçı bir aileden gelmek mimari yaklaşımınızı etkiledi mi?
Mimarlıkta minimalist yaklaşımım değil, bu daha sonra hayatımda gelişti, ancak babamın marangoz ve daha sonra müteahhit olması, inşaat ve genel olarak yapıya olan ilgimi büyük ölçüde etkiledi. Örneğin, okul tatillerinde küçük yaşlardan itibaren birçok inşaat projesinde ona yardım ettim.
Prix de Rome finalisti olmak sizin için ne ifade ediyor? O dönem profesyonel yönünüzü nasıl şekillendirdi?
Amsterdam Mimarlık Akademisi’nden mezun olduktan hemen sonra çok özel ve olağanüstü bir dönemdi. O dönemde yaklaşık 500 mimarlık öğrencisi arasından seçilmek ve halkın ilgisini çekmek çok motive ediciydi ve o zamanlar henüz somut bir projem olmamasına rağmen kendi ofisimi kurmam için anında bir fırsat yarattı. İlk yıl içinde birçok proje geldi.
Minimalizmi bir stil değil, bir tutum olarak tanımlıyorsunuz. Bu tutumu tanımlamak gerekirse, nasıl açıklardınız?
Ana hedef, belirli bir imaj veya öznel olarak mükemmel bir nesne yaratmak değil. Tasarım sürecinin gücüne inanıyorum. Bu, beklenmedik olaylara, kontrol edemediğimiz, ancak zamanla kendi iç mantığı veya DNA’sı ile ortaya çıkan olaylara kapı açar. Sürekli bir titizlikle şekillendirme ve iyileştirme süreci.
Tasarımlarınız “saf” bir sadelikle tanımlanıyor. Sadeliğin ve lüksün çalışmalarınızda nasıl bir araya geldiğini anlatır mısınız?
Sadeliği öncelikle net bir konseptte, iç mantıkta ve her projenin kendine özgü özelliklerinde buluyorum. Malzeme ve detaylardaki lüks ise büyük ölçüde müşteriye ve bütçeye bağlı.
Işık ve yapı gibi kavramlar tasarımlarınızda önemli bir rol oynuyor. Bu unsurlarla çalışırken nelere dikkat ediyorsunuz?
Gün ışığı, yapay aydınlatma ve yapı gibi daha gizli unsurlar tüm tasarımlarımda önemli bir rol oynar ve bütünün ince, tamamen entegre bir parçası olarak karakterize edilir.
Projelerinizde doğal taş kullanma yaklaşımınız nedir?
Taş genel olarak birçok projemde, özellikle iç mekan projelerimde önemli bir rol oynar. En büyük zorluk, son derece ağır bir malzeme olan taşı, özellikle 30 yıl önce kendi projelerime başladığımda, alışılmadık şekillerde entegre etmekti. Örneğin, tamamen taştan yapılmış, senkronize çalışan sürgülü kapaklı dolaplar ve/veya gizli musluk ve giderleri olan lavabo ve küvetler tasarlamak ve inşa etmek, tüm tarafların büyük risk almasını, bilgi birikimini ve kararlılığını gerektirir.
Sizce doğal taşın en güçlü mimari özelliği nedir: dokusu, dayanıklılığı mı yoksa doğal kökeni mi?
Özellikle dayanıklılığı ve çeşitliliği. Doğal ve/veya mekanik olarak yeniden tanımlanan dokusunun sonsuz olanakları.
Çalışmak için tercih ettiğiniz belirli bir taş türü var mı? Varsa, neden o türü tercih ediyorsunuz?
Kişisel tercihim, kireçtaşı ve özellikle Moleanos gibi daha hafif taşlardır.
Günümüz mimarisinde en büyük zorluk nedir sizce?
Mevcut kentsel dokuya ve mimari tarihimize tamamen uyumlu, saygılı ve tutarlı bir mimari yaratmak.
Genç mimarlara ve öğrencilere ne tavsiye edersiniz?
Antik uygarlıkları iyice incelemelerini ve özellikle birçok ülke ve kültürü ziyaret etmelerini tavsiye ederim.







































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95