Ben daha iyisini yapabilirim” felsefesiyle temelleri atılan Riva İç Mimarlık, bugün inşaat ve tasarım dünyasında iddialı projelerle adından söz ettirmeye devam ediyor. Stüdyonun genç ve başarılı mimarlarından Aslı Gürcan, tasarıma sadece bir ‘mekan düzenleme’ sanatı olarak değil, insanların hayatlarını şekillendiren bir sorumluluk olarak bakıyor. Trendlerin ötesine geçerek müşteri odaklı bir analiz süreciyle yola çıkan Gürcan; özellikle mermerin benzersiz dokusunu ve Türkiye’nin yerli taş zenginliğini modern projelerine ustalıkla entegre ediyor. İngiltere’deki restoran projelerinden güneş enerjili yenilikçi ofis tasarımlarına kadar geniş bir yelpazede kalem oynatan Aslı Gürcan ile Riva İç Mimarlık’ın kuruluş hikayesini, doğal taşın mekanlardaki vazgeçilmez yerini ve mesleğin inceliklerini konuştuk.
Öncelikle sizi ve Riva İç Mimarlık’ı kısaca tanıyabilir miyiz? Stüdyonun kuruluş hikayesi nasıl başladı?
Ben Aslı Gürcan, mimarım. Yozgat Bozok Üniversitesi’nden bölüm ikinciliği ile mezun oldum ve işimi severek yapıyorum. Riva İç Mimarlık bünyesine 2022 yılında katıldım ve o günden beri üstlendiğimiz her projede aktif rol aldım. Riva İç Mimarlık’ın kuruluşu aslında “Ben bunu çok daha iyi yapabilirim” düşüncesine dayanıyor. Kurucumuzun zaten inşaat sektörü geçmişi var. Henüz şu anki ofisimiz inşa edilmeden önce, bir inşaat şirketinden anahtar teslim için teklif alınmış; ancak teklif incelendiğinde içeriğin çok sağlıklı olmadığı görülmüş. Bunun üzerine kurucumuz, “Ben bunun daha iyisini yaparım,” diyerek Riva İç Mimarlık’ı kuruyor. Kendi ekibiyle şu an bulunduğumuz ofisi inşa ediyor ve o günden bu yana inşaat sektöründe iddialı projelerle yolumuza devam ediyoruz.
Riva İç Mimarlık’ın tasarım anlayışını nasıl tanımlarsınız? Sizi diğer ofislerden ayıran temel yaklaşım nedir?
Tasarımlarımızda bizi ön plana çıkaran temel unsurun müşteri odaklılığımız olduğunu düşünüyorum. Tasarımlarımızı oluştururken sadece konuma ya da mekanın türüne göre kalıplaşmış, sadece o an “trend” olan stilleri dayatmıyoruz. Bunun yerine önce müşterinin tam olarak ne istediğini analiz edip onlara özel bir tasarım dili oluşturuyoruz. Tasarımlarımızda elbette kendi imzamız bulunuyor; ancak biz gerçek başarıyı, müşterilerimizin yüzündeki o samimi gülümseme ve teşekkürle ölçüyoruz.
Proje üretim süreciniz nasıl ilerliyor? Bir projeye yaklaşırken sizi en çok heyecanlandıran aşama hangisi oluyor?
Adımlar karmaşık görünse de aslında sistemimiz çok net: Analiz – Projelendirme – 3 Boyutlu Modelleme – Uygulama – Teslim. Her adımda, alanında uzman kişilerden oluşan ekibimizle her detayı titizlikle inceliyoruz. Beni en çok heyecanlandıran aşama ise kesinlikle projelendirme kısmı. Müşteriden aldığımız doneleri kendi vizyonumla harmanlamak; kullanacağım her materyali belirlemek, yerleştirmek ve bir uyum yakalamak benim için çok keyifli. Bu keyif, büyük bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor; çünkü insanlar benim tasarladığım alanlarda hayatlarını şekillendiriyorlar. Bu bakış açısı, mesleğime her gün daha da bağlanmamı sağlıyor.
Günümüzde iç mimarlıkta öne çıkan trendleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu trendlerin tasarımlarınıza etkisi oluyor mu?
Trendler açısından özellikle koyu ve zengin renklerin geri dönmesi beni çok mutlu ediyor. Yatıştırıcı pastel tonları ve İskandinav stilini sevsem de, insan gözü bir noktada odaklanacak güçlü bir öğe arıyor. Son zamanlarda ön plana çıkan kiremit renkleri, yoğun zeytin yeşilleri, özellikle de mürdüm ve mor tonları mekana mükemmel bir derinlik katıyor bence. Bu trendlerin tasarımlarıma etkisi elbette oluyor. Müşteri profiline göre konsepti şekillendirirken trendleri kendi dokunuşlarımla harmanlamaya özen gösteriyorum.
Projelerinizde doğal malzeme kullanımına nasıl yaklaşıyorsunuz? Özellikle mermer ve doğal taş sizin için ne ifade ediyor?
Eğer bir projede kaliteyi hissettirmek ve yaşam standartlarını yükseltmek istiyorsam başvurduğum ilk malzeme mermerdir. Özellikle zemin kaplamalarında sunduğu sınırsız desen ve renk kombinasyonu beni çok heyecanlandırıyor. Ayrıca doğal malzemelerin insan üzerindeki psikolojik ve fiziksel olumlu etkilerini göz önüne aldığımızda, bu tür malzemeleri projelerimde kullanmaya büyük önem veriyorum.
Doğal taşın mekanlara kattığı estetik ve fonksiyonel değerler hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Özellikle “benzersizlik” olgusunu çok değerli buluyorum. Her doğal taş plaka, kendine has damar yapısına ve renk geçişlerine sahiptir. Bu, tasarlanan mekanın dünyada bir eşinin daha olmamasını sağlayarak kullanıcıya kişiye özel ve lüks bir deneyim sunar. Aynı zamanda modası hiç geçmeyen, zamansız bir malzeme olması da en çekici özelliklerinden biri.
Türkiye’nin doğal taş çeşitliliğini tasarım açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Yerli taşları projelerinizde kullanıyor musunuz?
Yerel malzemeyi kullanmak hem sürdürülebilirlik hem de projenin “etnik ruhunu” yansıtmak için mükemmel bir fırsat; aynı zamanda ülke ekonomimiz için de stratejik bir hamle. Bu nedenle projelerimizde ilk tercihimiz daima yerli ürünler oluyor. İtiraf etmem gerekirse güncel projelerimde en çok Afyon Beyazı, travertenler ve Elazığ Vişnesi gibi modellere odaklanıyorum. Renk ve kombinasyon açısından harika seçenekler sunuyorlar.
Sizin için unutulmaz ya da kariyerinizde dönüm noktası olan bir proje var mı? Bu projeyi özel kılan neydi?
İngiltere’de hayata geçirdiğimiz “Yaprak Restoran” projesi diyebilirim. İlk restoran projem olmasının yanı sıra, tasarım açısından en az sınırlandırıldığım işlerden biriydi. Çoklu kullanım alanına sahip olması ve güçlü bir marka kimliği yaratma gerekliliği nedeniyle, hem dayanıklı hem de lüks malzeme seçimleriyle mükemmel bir denge kurabilmiştik.
Günümüzde mimarlık ve iç mimarlık disiplinleri arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?
Bugün bir iç mimarın sadece “dekorasyon” yapması veya bir mimarın sadece “kütle” tasarlaması projenin eksik kalması demektir bence. Özellikle profesyonel hayatta; büyük ölçekli ofis veya kamu binalarında, iç mimari kararların mimari formu yönlendirdiği “içten dışa” yaklaşımı, başarıyı getiren anahtar unsurdur.
Yeni projeleriniz veya üzerinde çalıştığınız heyecan verici çalışmalar var mı?
Özellikle ofis projelerinde çok keyifli çalışmalarımız var. Şu an beni en çok heyecanlandıran iş, Çakırlar’da bulunan üç katlı bir ofis projesi. Bu projeyi özel kılan ise solar panel çözümlerini hem iç hem de dış mekanda fonksiyonel ve estetik bir şekilde entegre etmemizin istenmesi. Tasarımı bitirip yapının son halini görmek için sabırsızlanıyorum.
Genç iç mimarlara veya bu alanda kariyer yapmak isteyenlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Bence iyi bir mimar veya iç mimar olmanın anahtarı; iyi bir dinleyici olmak ve sabretmektir. Karşınızdaki kişi ister meslektaşınız, ister farklı branştan bir mühendis, ister müşteri olsun; karşı tarafın beklentilerini tam olarak anladığınızda, yeteneklerinizi bu doğrultuda birleştirerek başarılı olabilirsiniz. Teknik program bilgisi, deneyim ve çevre (network) gibi unsurlar, meslek hayatında ilerledikçe zamanla oluşacak şeylerdir. Ancak iyi bir dinleyici değilseniz bu süreçler çok daha zorlaşır. Sabır şart; çünkü sizi uzun çalışma geceleri bekliyor olacak. Ama emin olun, projenizi başarıyla teslim ettiğinizdeki o gurur, her şeye değecektir.



































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95