İran’dan Kanada’ya, Irak’tan Umman’a uzanan geniş bir coğrafyada 300’e yakın projeye imza atan Shahab Mirzaean Mahabadi, mimarlığı teknik bir üretim alanı değil, bağlamı, kültürü ve insan ölçeğini okuma biçimi olarak tanımlayan bir isim. Kurucusu olduğu L.E.D Architects ile yirmi yılı aşkın süredir farklı iklimleri, sosyal yapıları ve malzeme kültürlerini analiz eden Mahabadi, mekânsal karakteri merkeze alan tasarım yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Ulusal ve uluslararası çok sayıda ödülle tanınan mimar, doğal taşın atmosfer kuran etkisine, coğrafyanın ve kültürel katmanların tasarıma yön veren gücüne, büyük ölçekli projeler ile kişisel ölçekli mekânlarda malzeme dilinin nasıl dönüştüğüne dair görüşleriyle çağdaş mimarlığın değişen rolünü yeniden yorumluyor.
1983 yılında Tahran’da doğan Shahab Mirzaean Mahabadi, 20 yılı aşkın süredir mimarlık alanında faaliyet göstermektedir. 2010 yılında L.E.D Architects’i kurmuştur.
İran, Kanada, Irak, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yaklaşık 300 proje tasarlamış olup, bunların yaklaşık 70’i tamamlanmış veya şu anda yapım aşamasındadır. Çalışmaları, çok sayıda ulusal ve uluslararası ödülle önemli bir takdir görmüştür.
Shahab, İran Mimarlık Ödülü’nü üç kez, İran İç Mimarlık Ödülü’nü dört kez kazanmış ve ayrıca Architizer Ödülü, Orta Doğu Mimarlık Ödülü, Asya Mimarlık Ödülü, Dünya Mimarlık Festivali Ödülü, Cityscape Festivali Ödülü ve CID Mimarlık Ödülü ile onurlandırılmıştır.
Temel tasarım felsefesi, sosyal katılım, mekansal sınırların yeniden tanımlanması ve mimari ile şehir arasında daha derin ve anlamlı bir ilişki kurulmasına dayanmaktadır.
L.E.D Architects’i kurarken belirlediğiniz temel vizyon neydi ve bu vizyon zaman içinde nasıl gelişti?
L.E.D Architects’i kurduğumda, ilk hedefim mimarinin sadece bir nihai ürün değil, bağlamı, insan ölçeğini ve kültürü anlamaya dayalı bir süreç olduğu, çevik ve araştırma odaklı bir uygulama kurmaktı. Başından beri mimarinin teknik mantık ile şiirsel duyarlılığı birleştirmesi gerektiğine inanıyordum.
Zamanla, uluslararası çalışmalar ve çeşitli koşullara maruz kalmakla bu vizyon olgunlaştı. Bugün, uygulamamız imza niteliğindeki formlardan çok, sorunları doğru okumaya, proje ekonomisine ve kültürel uyarlanabilirliğe odaklanıyor. Orijinal vizyonumuz değişmedi, ancak çağdaş karmaşıklıkları daha derin bir içgörü ve daha gerçekçi bir anlayışla ele alıyoruz.
İran, Kanada ve Irak gibi farklı kültürel bağlamlarda projeler ürettiniz. Bu uluslararası deneyim, tasarım yaklaşımınızı nasıl zenginleştirdi?
Tamamen farklı üç bağlamda tasarım yapmak bana mimarinin evrensel bir formülü olmadığını öğretti. İran bana kültüre ve tarihsel katmanlara duyarlılığı öğretti. Kanada beni sistematik kalite, standartlar ve disiplinli inşaat süreçleriyle tanıştırdı. Irak ise beni zorlu koşullara, sert iklime, hızlı karar verme ve kısıtlamalar altında uygulama gibi durumlara yanıt vermeye itti.
Bu deneyimler bir araya gelerek, kültürel temelli, teknolojik farkındalığa sahip ve gerçek dünyadaki sınırlamalara uyarlanabilir, çok kaynaklı bir mimari yaklaşım oluşturdu.
Resim 1: Afagh Basrah. Irak
Resim 2: Atlas Kulesi. İran
İran’ın güçlü kültürel ve coğrafi kimliği tasarım kararlarınızı nasıl etkiliyor?
İran tek bir homojen kimliğe sahip değil; iklim ve coğrafyaların bir mozaiği. Bu çeşitlilikten çıkardığım sonuç basit: İran’daki mekanlar her zaman iklime ve mahremiyete yanıt vermiştir.
Işık kontrolü, katmanlı geçişler, mekansal derinlik ve sağlam bir varlığa sahip malzemeler gibi bu ilkeler, Vancouver veya Erbil’de tasarım yaparken bile düşüncelerime yerleşmiştir. Bunlar stilistik imzalar değil, yüzyıllar süren mekansal zekanın doğal bir devamıdır.
Resim 3: Kolbadi Evi. Garmsar. İran Resim: Hamoon Moghaddam
Projeleriniz için doğal taş seçerken, değerlendirdiğiniz ilk kriter nedir: doku, renk, dayanıklılık mı, yoksa mekansal karakter üzerindeki etkisi mi?
Benim ilk kriterim her zaman taşın mekansal karakter üzerindeki etkisi, yani atmosferik katkısıdır. Taş, amaçlanan ruh halini (sakinlik, sağlamlık, netlik veya sağlamlık) desteklemiyorsa, rengi veya dayanıklılığı ikincil öneme sahip olur. Mekansal rolü belirledikten sonra doku, dayanıklılık ve detayları değerlendiririm.
İran’da yaygın olarak kullanılan taş türleri arasında, hangisinin mimari ifadenize en uygun olduğunu düşünüyorsunuz ve neden?
Birini seçmek zorunda kalsam, Abbasabad veya Atashkouh travertenini seçerdim.
Yaygın olduğu için değil, çünkü:
- Nötr ama derin bir karaktere sahiptir
- Farklı aydınlatma koşullarında dürüst bir şekilde davranır
- Çağdaş ve geleneksel mimari arasında iyi bir geçiş sağlar
- Birden fazla ölçekte işlenebilir
- Sakin ve sessiz atmosferleri destekliyor — bu da benim çalışmalarımın önemli bir yönü
Aligudarz veya Neyriz kristali gibi taşlar çok güzel.
Resim 4: Restoran No. 5 Resim: Hamoon Moghaddam
Resim 5: Cabbok Teb. Mimar: Elham Ebrahimi & Shahab Mirzaean Mahabadi Resim: Hamoon Moghaddam
Resim 6: Namvaran Ofisi
Lojmall, Merinos Tower veya özel villalar gibi farklı ölçeklerde taş kullanımına yaklaşımınız nasıl farklılık gösteriyor? Büyük ölçekli projeler için taş seçerken karşılaştığınız teknik sınırlamalar nelerdir?
Lojmall veya Merinos Tower gibi büyük projelerde taş, endüstriyel bir sistem haline gelir:
- Sınırlı kalınlık
- Modüler boyutlar
- Yükseklikte yapısal davranış
- Ağırlık kontrolü
- Kurulum hızı
- Büyük miktarlarda tutarlılık
Burada, ince detaylardan ziyade dayanıklılık ve sürekli görsel ritim üzerinde odaklanıyorum.
Özel villalarda taş, siteyle, ışıkla, ölçekle diyalog kurmak için bir araç haline gelir.
Daha zengin dokular, hacimsel bloklar, karışık malzemeler ve mikro-uzamsal eklemelerle çalışabilirim.
Büyük ölçekli sınırlamalar: tek tip renklendirme, daha ince kesitler, standart sabitleme sistemleri.
Küçük ölçekli sınırlamalar: bütçe veya müşteri tercihleri.
Tasarım kültürü ve kentsel ihtiyaçlar hızla değişiyor. Bu bağlamda, mimarinin geleceğini ve bu yeni çağda mimarların değişen rolünü nasıl öngörüyorsunuz?
Mimarlık, “yazar” rolünden “yorumcu” rolüne doğru kayıyor.
Gelecek şunlar tarafından şekilleniyor:
- Veriye dayalı şehirler
- Uyarlanabilir, düşük enerjili, dönüştürülebilir binalar
- Form oluşturmadan ilişki oluşturmaya geçiş
- Lüks malzemelerden daha önemli hale gelen mekansal kalite
- Mimar, deneyim tasarımcısı ve kentsel analist arasındaki sınırların bulanıklaşması
Geleceğin mimarları sadece güzellik üretmeyecek; anlam ve mekansal stratejiler de oluşturacaklar.
Son olarak, dergimizin okuyucularına ve mimariye ilgi duyanlara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Mimarlığı sadece form ve estetik açısından değerlendirirseniz, bakış açınız sınırlı hale gelir.
En iyi yol, dünyayı bir mimar gibi okumaktır, ancak biçimsel takıntıya kapılmadan:
- İklimi inceleyin
- İnsan davranışlarını gözlemleyin
- Malzemelerle ilgilenin
- Seyahat edin
- Mekanı dinleyin
Mimarlık, güzel sözlerin birikimi değil, yaşanmış deneyimlerin birikimidir.































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95