Bu bölümde Türk doğal taşının küresel pazardaki güçlü konumunu, değerini ve geleceğini sektörün deneyimli isimleriyle konuşuyor, aynı zamanda fırsatlarını ve rekabet gücünü değerlendiriyoruz.
Siz de sektöre dair güncel görüşleri kaçırmak istemiyorsanız bizi takipte kalın!
MASSTONE: YUSUF ERBAŞ
Soru 1
Türkiye, zengin doğal taş rezervlerine rağmen uluslararası pazarda neden hâlâ İtalya kadar yüksek değer algısına sahip değil? Bu durum sadece pazarlama eksikliği mi, yoksa düşük fiyat politikalarının sonucu mu?
Türkiye gerçekten de hem kalite ve çeşitlilik hem de rezerv zenginliği açısından dünyanın en güçlü doğal taş üreticilerinden biri konumunda. Buna rağmen uluslararası pazarda ürünlerimizin “yüksek değerli ürün” olarak algılanmamasında pazarlama stratejilerindeki eksikliğin yanında daha derin ve yapısal sorunlar da bulunmakta. Yıllardır sürdürülen düşük fiyat politikaları ile pazarda yer edinme stratejileri ve “ucuz iş gücüyle rekabet” anlayışı, Türk taşlarının pazardaki algısının değersizleşmesine yol açtı. İtalya gibi ülkelerin özenle oluşturduğu kalite ve estetik algısı yerine Türk doğal taş sektörü kendisini uygun fiyatlı malzeme tedarikçisi olarak konumlandırdı.
Bir ocak ve fabrika işletmecisi, aynı zamanda çok çeşitli doğal taş ürünlerinin de tedarikçisi bir firma olarak baktığımızda, piyasa fiyatlarını belirleyen unsurun maliyetten ziyade ürünü hızlı satma ve rekabet etme endişesiyle sektörün kendi kendine dayattığı düşük fiyat algısı olduğunu düşünmekteyiz. Bu durum da maliyetler artmasına rağmen, pazar kaybı yaşama korkusuyla fiyatların baskılanmasına yol açmakta. Kabul gören bu değersizleştirme yaklaşımı, sadece ürünün değil, sektörün bütün itibarı ve sürdürülebilirliği açısından da büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Soru 2
Artan maliyetler ve azalan verimli damarlar karşısında, müşteri taleplerine göre üretim mi yapılmalı yoksa taşın karakterine göre mi?
Türkiye’nin uzun süredir takip ettiği “ucuz iş gücüyle rekabet” anlayışı, işgücü ve diğer maliyetlerdeki yüksek artışlar nedeniyle sürdürülebilir durumda değil. Bununla birlikte çalışılan ocakların yorgunluğu ve verimli damarların azalması da piyasaya sunulan ürünlerin kalitesini etkilemekte. Bu unsurlara sektörün yaşadığı küresel sorunlarla birlikte müşterilerin seçiciliği de eklenince, hem uygun fiyata hem de yüksek standartta ürün beklentisini karşılamak oldukça zorlaşmış durumda. Dolayısıyla “müşteri ne isterse onu üretelim” anlayışından uzaklaşılması ve doğal taşın karakterine göre pazarlama stratejileri geliştirilmesi gerekmektedir.
Sadece piyasada hızlı satılan renk ve seleksiyonlara yönelmesi, özgün taşların göz ardı edilmesi, birkaç yıl içinde pazara sunulacak nitelikli ve ayırt edici taşların azalması gibi ciddi bir riski beraberinde getiriyor. Türkiye’nin en büyük gücü olan taş çeşitliliğinin azalması ise sektördeki konumumuzu kaybetme tehlikesini önümüze getirecektir. Dolayısıyla öncelikle doğal taşın yapısına uygun, seçici ve dengeli bir üretim politikasıyla, sonrasında da katma değerli satış ve pazarlama stratejileriyle, “ucuz fiyat” algısı değiştirilmeli ve sektöre yeni bir soluk kazandırılmalıdır.
DİMMER: EMİN YILDIZ
Soru 1
Türkiye, zengin doğal taş rezervlerine rağmen uluslararası pazarda neden hâlâ İtalya kadar yüksek değer algısına sahip değil? Bu durum sadece pazarlama eksikliği mi, yoksa düşük fiyat politikalarının sonucu mu?
Ürünlerimizin sürekli İtalya ile kıyaslanmasını çok sağlıklı bulmuyorum. Evet, arzı az olan taşlar orada da bizde de yüksek fiyata satılıyor; bu durum aslında evrensel bir kural. Ancak İtalya yalnızca beyaz ve pahalı taşların üretildiği bir pazar değil. Botticino, Perlato Sicily gibi taşlarını hem blok hem işlenmiş ürün olarak oldukça düşük fiyatlara sunuyorlar. Bu yönüyle bakıldığında, İtalyanlar her taşta bir “pazarlama mucizesi” yaratmıyor. Carrara örneğinde de benzer bir durum söz konusu: Sadece temiz ve düzgün seleksiyonlar yüksek fiyata satılıyor; alt seleksiyonlar ise oldukça ucuz ve zaman zaman Türkiye iç pazarındaki “balon” fiyatların dahi altında kalabiliyor. İtalyanlar bu işi bu kadar iyi yapıyorsa, neden bu ürünleri değerinde satamıyorlar? Kaldı ki pahalıya satmak bir yana, bazı ürünleri satmakta bile zorlanıyorlar.
Doğal taş, hem kaynakların giderek azalması hem de yapay ürünlerin daha kolay kullanım ve bakım avantajlarıyla piyasada daha az tercih edilir hale geliyor. Bu da doğal taşı dünya genelinde bir “lüks ürün” konumuna taşıyor. Ancak Türkiye’de arz fazlalığı nedeniyle hâlâ hak ettiği değeri göremiyor. Oysa bir ürünün hem maddi hem de manevi değerini belirleyen en temel unsur arzın sınırlı olmasıdır. Bu noktada, sektör olarak belki de atmamız gereken ilk adım, arzı bilinçli biçimde azaltmak ve bu ürünleri doğru müşterilerle buluşturmaktır.
Soru 2
Artan maliyetler ve azalan verimli damarlar karşısında, müşteri taleplerine göre üretim mi yapılmalı yoksa taşın karakterine göre mi?
Fiyat belirlemede maliyet elbette temel faktördür. Ancak ürünün hangi pazarda, nasıl bir konumlandırmayla sunulacağı, hedeflenen satış miktarı, o pazardaki rekabet durumu ve kısa-orta-uzun vadeli stratejiler gibi unsurlar da en az maliyet kadar belirleyicidir. Üstelik Türkiye’de yeni ürünlerin piyasaya sunulması artık eskisi kadar hızlı ve kolay gerçekleşmediğinden, çoğu zaman bir ürünü trendin düşüş noktasında tanıtmaya çalışıyoruz. Bu da fiyatlama sürecini çoğu zaman kontrolümüz dışına taşıyor.
Bir ürünün hak ettiği değerde satılamamasının en büyük nedenlerinden biri, yeni çıkan bir taşın çok kısa sürede benzerinin başka bir ocakta bulunması ve daha düşük fiyat politikasıyla piyasaya sunulmasıdır. Sektör olarak satışta seçici değiliz; herkese mal veriyoruz, ürünümüzün değerini yükseltecek, ona marka değeri katacak alıcıyı seçmiyoruz. Oysa son 15–20 yılda pazarda uzun ömürlü ve yüksek getirili olmuş taşlara baktığınızda, çoğu zaman daha az müşteriye, daha kontrollü şekilde sunulmuş ürünler olduğunu görürsünüz. Belki de biz bu yaklaşımı benimsediğimizde, ürünlerimizi gerçek değerinde satma şansımız artacaktır.
Elbette firmanın marka değeri de ürünün pazardaki konumunu ve fiyatlandırmasını doğrudan etkileyen unsurlardan biridir. Marka değeri yüksek firmaların aynı taşı farklı bir algı ve fiyat seviyesinde sunabildiğini sıkça görüyoruz. Bu yüzden sadece taşı değil, markayı da inşa etmek gerekir.
ERK MARBLE: TARIK KESER
Soru 1
Türk mermerinin dünya pazarında hak ettiği değere ulaşamamasının nedeni pazarlama eksikliği mi, yoksa yıllardır süregelen ucuz fiyat anlayışının taşı değersizleştirmesi mi?
Bir ürünün fiyatını belirleyen pek çok etken vardır: maliyet, arz-talep dengesi, pazar değeri… Ancak mermer gibi eşsiz bir ürünün gerçek değeri, ona verilen emek ve saygıyla ölçülür. Öncelikle mermeri anlamak gerekir; değer ise zamanla kendiliğinden ortaya çıkar. Türk mermerinin hak ettiği yere gelmesi için devletin, kurumların ve işletmecilerin elindeki değeri bilmesi şarttır.
Soru 2
Artan maliyetler ve sınırlı kaynaklar karşısında üretim müşteri talebine göre mi, yoksa taşın doğasına ve karakterine göre mi yapılmalı?
Dünya mermer sektöründeki daralmanın temel sebebi, yanlış üretim politikalarıdır. Talep varken “çok üreteyim” anlayışı yanlıştır. Pek çok ocak bu yüzden satış yapamaz hale gelmiş, fiyatlar da maliyet sınırına dayanmıştır. Az ama sürdürülebilir üretim her zaman değerinde alıcı bulur. Marifet üretmek değil; değerinde ve doğal üretmektir. Bazen durup nerede olduğumuzu görmek gerekir. Sağlıklı üretim için ekonomik dinamikler iyi analiz edilmeli, doğal kaynaklar günün ihtiyaçlarına uygun ve ederinde arz edilmelidir.
HASAN BARAN TAŞTAN: AYYILDIZ MADEN & MERMER
Soru 1:
Türkiye, dünyanın en zengin doğal taş rezervlerinden birine sahip olmasına rağmen, uluslararası pazarda neden hâlâ İtalya kadar yüksek değer algısına sahip değil? Bu durum pazarlama eksikliğinden mi, yoksa yıllardır süregelen ucuz fiyat politikalarının taşı değersizleştirmesinden mi kaynaklanıyor?
Türkiye, çeşitlilik açısından büyük bir doğal taş zenginliğine sahip; ancak Türk taşı hiçbir zaman bu zenginlikle anılmadı. Başta “ucuz ama kaliteli” olarak bilinen Türk taşı, zamanla yalnızca “ucuz” kategorisine indirildi. Bunun en önemli nedeni, yıllardır fiyat rekabetine dayalı ihracat anlayışı oldu. Taşın karakterine değil, sadece fiyatına odaklanan bu yaklaşım, Türk taşının kimliğini gölgede bıraktı. Üstelik bu bakış açısı sadece müşterilerde değil, üreticilerde de yerleşmiş durumda. “Ucuza verelim, çok satalım” anlayışı sektörel bir kabullenişe dönüştü. Oysa artık dünya pazarı, özgünlük, hikâye ve sürdürülebilirlik değerleri üzerinden şekilleniyor. Türk taşı bu niteliklerin hepsine sahip; fakat önce kendi değerini yine kendisi belirlemeyi öğrenmeli.
Soru 2:
Artan maliyetler ve azalan verimli damarlar karşısında, üretim müşteri talebine göre mi, yoksa taşın doğasına ve karakterine göre mi yapılmalı?
Bugün ocakta çıkan her güzel damarı, sadece “müşteri bunu istiyor” diye seri seleksiyona çevirmek, gelecekteki özgün taş potansiyelini yok etmek anlamına geliyor. Maliyetlerin arttığı, ocak verimliliğinin düştüğü bir dönemde müşterilerin hâlâ fiyat odaklı taleplerde bulunması, “müşteri ne isterse onu üretelim” anlayışını sürdürülemez hale getiriyor. Üreticilerin artık daha rehberlik eden bir pozisyona geçmesi gerekiyor. Doğal taş sınırlı bir kaynak; her damar kendi karakterini barındırıyor. Bu karaktere uygun üretim yapılmazsa hem taşın doğasına hem sektörün geleceğine zarar verilir. Bugünü kurtarırken yarının değerli damarlarını tüketmemek için çeşitliliği merkeze alan bir üretim kültürüne geçilmesi şart.
AHMET UĞUR: ALKAMAR MARBLE
Soru 1
Türkiye doğal taş çeşitliliği ve rezerv gücüyle önde gelen ülkelerden biri. Ancak ürünlerimiz neden hâlâ İtalya’nın taşları kadar değerli algılanmıyor? Bu yalnızca pazarlama eksikliği mi, yoksa düşük fiyat odaklı anlayışın yarattığı değersizleşme mi?
Türkiye doğal taş çeşitliliği ve rezerv gücüyle dünya genelinde öne çıkan bir ülke. Ancak uzun yıllardır süregelen yüksek tonajlı ve düşük fiyatlı ihracat anlayışı, taşlarımızın uluslararası pazarda hak ettiği değeri bulmasını zorlaştırıyor. Bu yalnızca pazarlama eksikliğinden değil, sektörün kendi içinde yerleşmiş fiyat odaklı bakış açısından da kaynaklanıyor.
Pandemi sonrası Çin’in yaşadığı ekonomik yavaşlama ve farklı tedarik rotalarına yönelmesiyle Türkiye’den yapılan doğal taş alımları belirgin biçimde azaldı. Çin’in boşalttığı bu pazar alanına zamanla Hindistan gibi ülkeler girdi. Ancak bu yeni alıcı profili, daha seçici alım davranışı ve düşük fiyat beklentileriyle sektörde yeni bir baskı unsuru oluşturdu.
Soru 2
Artan maliyetler ve sınırlı kaynaklar karşısında üretim müşteri talebine göre mi, yoksa taşın doğasına ve karakterine göre mi yapılmalı?
Bugün verimli ocaklara erişim zorlaşırken, üretim maliyetleri ve yasal yükümlülükler giderek artıyor. Bu şartlar altında sürdürülebilirliği sağlamak adına sektörün üretim anlayışını gözden geçirmesi kaçınılmaz hale geliyor. Taşın karakterine ve doğasına uygun üretim kültürü oluşturmak, yalnızca bugünkü satışları değil, uzun vadeli itibarı ve marka değerini de koruyacaktır. İtalya’nın sınırlı ama stratejik üretim yaklaşımı, bu anlamda örnek alınabilir. Aksi halde kısa vadeli satış kolaylığı uğruna uzun vadeli değer kaybı riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.
FURKAN ŞAHİN: ŞAHİN KARDEŞLER MERMER
Soru 1
Türkiye doğal taş sektörü, sahip olduğu zengin ve eşsiz rezervlere rağmen uluslararası pazarda neden hâlâ hak ettiği değeri göremiyor? Bu durum yalnızca pazarlama eksikliğinden mi, yoksa düşük fiyat politikalarının sonucu mu?
Türkiye doğal taş sektörü, sahip olduğu zengin ve eşsiz rezervlere rağmen uluslararası pazarda hâlâ hak ettiği değeri tam olarak görebilmiş değil. Bunun çeşitli nedenleri var: bilinçsiz üretim, pazarlama eksikliği ve yanlış pazarlama yöntemleri, maliyet odaklı fiyatlandırma, markalaşma eksikliği ve yıllardır süregelen düşük fiyat politikaları. Tüm bunlar, taşın kimliğini ve prestijini gölgede bırakıyor.
Soru 2
Artan maliyetler ve azalan verimli damarlar karşısında, müşteri taleplerine göre üretim mi yapılmalı yoksa taşın karakterine göre mi?
Bizim bakış açımıza göre, fiyat yalnızca maliyetle değil, oluşturulan değer ve marka algısıyla belirlenmelidir. Bu algıyı yaratabilmek için bilinçli, talep ile orantılı ve stratejik üretim yapılmalı; ana şiarımız “taşı nasıl daha değerli hale getirebiliriz?” olmalıdır. Sürdürülebilirlik için, taşın doğasını bozmadan damarını ve karakterini takip ederek, müşteriyi de bu doğrultuda yönlendirmek gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu şekilde, sektörün yaşadığı daralmayı aşabileceğimizi düşünüyoruz.
AHMET ÖZKAN: ÖZKAN MARBLE
Türkiye, zengin doğal taş rezervlerine rağmen uluslararası pazarda neden hâlâ İtalya kadar yüksek değer algısına sahip değil? Bu durum sadece pazarlama eksikliği mi, yoksa düşük fiyat politikalarının sonucu mu?
Türkiye taş zenginliği açısından bir cennet; çeşitlilik, rezerv, renk ve damar bolluğu bakımından dünyada ilk sıralardayız. Ama işin marka ve değer tarafında ciddi bir kayıp yaşıyoruz. Bunun temel sebebi sadece pazarlama eksikliği değil. Yıllardır “ucuz iş gücüyle çok üretelim, fiyat kırarak pazar payı alalım” anlayışı sektörde bir kültüre dönüşmüş durumda. Bu yaklaşım, taşın kimliğini gölgeledi.
İtalya aynı taşı bizden alıp işlediğinde “tasarım, işçilik, marka” üçlüsüyle kat kat değer katıyor. Biz ise hâlâ ton bazlı fiyat konuşuyoruz. Yani fiyatı maliyet değil, maalesef sektörde içselleşmiş olan “ucuz mal verelim, yeter ki satalım” anlayışı belirliyor. Bu da dünya pazarında Türk taşının kimliğini zayıflatıyor.
Artan maliyetler ve azalan verimli damarlar karşısında, müşteri taleplerine göre üretim mi yapılmalı yoksa taşın karakterine göre mi?
Açıkça söylemek gerekirse bu denklem sürdürülebilir değil. Taş artık daha zor bulunuyor, ocak işletme maliyetleri artıyor, enerji ve işçilik yükleri katlanıyor. Buna rağmen müşteri hâlâ ucuz fiyat ve standart seleksiyon istiyor. Bu, sektörü bir çıkmaza sürüklüyor.
“Ne istenirse onu üretelim” anlayışı kısa vadede satış getirir ama uzun vadede taşın karakterini, farklılığını ve geleceğini tüketir. Bizim taşımızın değeri damarında, doğallığında, çeşitliliğinde. Eğer sadece hızlı satılan seleksiyonlara odaklanırsak, birkaç yıl içinde piyasaya sunacak özgün taşımız kalmayabilir.
Asıl doğru olan, müşteriye taşın doğasını anlatmak, karakterine göre değer oluşturmak ve bir “Türk taşı kültürü” yaratmaktır. Bugün fedakârlık gibi görünen bu yaklaşım, gelecekte sürdürülebilirlik ve marka değeri olarak geri dönecektir.






















+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95