Fransız tasarımcı Anthony Guerrée, mobilyayı yalnızca işlevsel bir obje olarak değil, aynı zamanda bir anlatı aracı olarak kurguluyor. Heykele göz kırpan formları, edebiyatla beslenen duygusal dili ve zanaatkârla kurduğu derin iş birliğiyle tasarımlarında hem geçmişin izlerini hem de bugünün cesur estetiğini bir araya getiriyor. Mermer ve doğal taş gibi malzemeleri yeniden yorumlayan Guerrée ile tasarım yaklaşımını, Fragments projesinin çıkış noktasını ve malzemenin anlatı gücünü konuştuk.
Anthony Guerrée kimdir? Kendinizi ve tasarımlarınızı kimliğinizi en iyi yansıtan üç kelimeyle tanımlar mısınız?
Duyarlı, heykel ve anlatı diyebilirim. Çalışmalarım, hikayeler anlatan, duygular uyandıran ve cesur, sade formlarla malzemelerin güzelliğini ortaya çıkaran nesneler yaratmak üzerine odaklanıyor
Tasarımlarınızda sık sık cesur ve heykel formlar görüyoruz. Bu estetik yaklaşımı etkileyen ana unsurlar nelerdir?
Heykel ve işlev arasındaki ilişkiden çok ilham alıyorum. Mobilyaları, etraflarındaki alanı şekillendiren ve etkileşime davet eden nesneler olarak düşünmeyi seviyorum. Doğa, mimari ve dekoratif sanatların tarihi, benim dilimi derinden etkiliyor.
İlk koleksiyonunuz, The Chairs of Lost Time, Marcel Proust’un romanından esinlenmiştir. Edebiyat, yaratıcı sürecinizi nasıl şekillendiriyor?
Edebiyat hayal gücümü besliyor. Okurken zihnimde görüntüler, atmosferler, dokular yaratıyorum ve bunlar bazen nesnelere dönüşüyor. The Chairs of Lost Time, Proust’un karakterlerinin kişiliklerini sandalye tasarımlarına aktararak onun dünyasına bir saygı duruşu niteliğindeydi. Bu bir illüstrasyon değil, duygusal bir tonu, bir tempoyu, bir varlığı yakalamakla ilgili.
Yaratıcı süreç boyunca bir zanaatkarın bakış açısı, kendi tasarım bakış açınızı nasıl zenginleştiriyor?
Benim için zanaatkarlarla diyalog çok önemli. Malzemenin potansiyelini ortaya çıkarırlar ve çoğu zaman benim hayal edemeyeceğim olanaklar önerirler. Fragments projemde Les Marbreries de la Seine gibi atölyelerle yakın çalışmak benim için çok anlamlıydı. Mermerin kesik ve artıkları kullanarak, atılmak üzere olan malzemeleri değerli ve benzersiz bir şeye dönüştürüyoruz. Bu süreç sezgi, pratik uzmanlık ve malzemeye saygıya dayanıyor.
1930’ların iç tasarımına olan hayranlığınız, mobilya ve malzeme seçimlerinizi nasıl etkiliyor?
1930’lar inanılmaz bir yaratıcılık ve zarafet dönemiydi. Jean-Michel Frank veya Robert Mallet-Stevens gibi tasarımcılar minimalizm ile zenginliği dengelemeyi biliyorlardı ve genellikle değerli malzemeleri çok ince bir şekilde birleştiriyorlardı. Onların ölçülü olmaları, oran duygusu ve malzemelere dokunsal yaklaşımlarını hayranlıkla izliyorum.
Mobilya tasarımlarınızda doğal malzemelere büyük önem verdiğinizi biliyoruz. Doğal taş veya mermer, tasarımlarınızda nasıl bir rol oynuyor?
Mermer ve genel olarak doğal taş, bir parçaya kalıcılık ve asalet hissi verir. Tarih ve bireysellikle yüklü bir malzemedir. Fragments projemde, mermer merkezi bir rol oynuyor, çünkü atılmış parçalara yeni bir hayat vererek onları heykelsi mobilyalara dönüştürüyorum. La Chance için tasarladığım Orbe kanepede de mermer detayları kullanarak mermeri işlevsel unsurlar haline getirdim. Burada amaç kontrast yaratmak: yumuşak döşeme, taşın yoğun varlığıyla buluşuyor.
Doğal taş gibi sağlam ve dayanıklı bir malzemeyle çalışırken, form ile hafiflik hissi arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Taşı, tasarımın içinde bir parça veya noktalama işareti olarak ele almayı seviyorum, asla baskın olmamalı. Fragments’ta, mermer parçalarının düzensiz şekilleri genel kompozisyonu yönlendiriyor. Boşlukları, negatif alanları kucaklamak ve katı ile boş, ağırlık ile hava arasında dengeyi bulmakla ilgili.
Sizce doğal taş, çağdaş mobilya tasarımına ne tür bir değer katıyor? Sürdürülebilirlik veya estetik açısından başlıca avantajları nelerdir?
Estetik açıdan doğal taş, zamansızlık ve benzersizlik sunar. Damarları, renkleri ve dokuları her nesneyi benzersiz kılar. Sürdürülebilirlik açısından, zaten var olanla çalışmaya inanıyorum. Fragments’ta, artık mermer parçaları kullanarak israfı önlüyor ve unutulmuş parçaları dayanıklı, değerli nesnelere dönüştürüyoruz. Taş, hem fiziksel hem de duygusal olarak uzun ömürlü bir malzemedir.
Farklı taş türleriyle çalışma fırsatınız oldu mu? Tasarım diliniz açısından sizi en çok hangi taş türleri heyecanlandırıyor?
Evet, Les Marbreries de la Seine aracılığıyla birçok mermer ve taş türüyle çalıştım: Sequoia brown, Saint Laurent, traverten… Her birinin kendine özgü bir dili, kişiliği var. Soyut resimler gibi davranıyorlar ve nesneye taklit edilemeyen bir ifade gücü katıyorlar.
Doğal taş veya mermer odaklı gelecekteki projeleriniz var mı?
Kesinlikle. Fragments projesi gelişmeye devam ediyor ve mermer parçalarını ahşap veya bronz gibi diğer doğal malzemelerle birleştirmenin sonsuz olasılıkları olduğunu düşünüyorum. Ayrıca taşın daha hafif, daha şaşırtıcı şekillerde, belki aydınlatmada nasıl kullanılabileceğini keşfetmek istiyorum…
































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95