Sanatında malzemenin hafızasını, bedenin izlerini ve mekânın ruhunu buluşturan genç kuşak sanatçılardan Nurgül Gökçen, üretimlerinde taşla kurduğu diyaloğu farklı disiplinlerle genişletiyor. Onun için heykel; yalnızca form arayışı değil, aynı zamanda zamanla, aidiyetle ve dönüşümle kurulan bir bağ. Burdur’da başlayan sanat yolculuğunu heykel üzerinden disiplinlerarası bir üretim pratiğine dönüştüren Nurgül Gökçen, bugün çalışmalarını İstanbul’da sürdürüyor. Hacettepe Üniversitesi’nde başlayan ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde devam eden akademik eğitimi, Carrara ve Torino’da aldığı uluslararası deneyimlerle daha da zenginleşmiş. Mermeri, yalnızca bir malzeme değil; belleğin, mekânın ve bedenin taşıyıcısı olarak ele alan sanatçı, heykeli görünmeyenle görünür olan arasında bir köprü, aynı zamanda bir içsel yolculuk alanı olarak tanımlıyor.
Kendinizi kısaca tanıtır mısınız ?
Merhaba, ben Nurgül Gökçen, 1997 yılında Burdur’da doğdum. Heykel temelli disiplinler arası üretimler yapıyorum. Lisans eğitimimi Hacettepe Üniversitesi ve yükseklisansı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde tamamladım. Erasmus programı ile Carrara ve Torino’da eğitim aldım. Çalışmalarımı İstanbul’da sürdürmekteyim.
Sanatla yolculuğunuz nasıl başladı? Heykeltıraş olmanıza ilham veren şey neydi?
Çocukluk yıllarımdan itibaren hep resim yapardım. Renkler, çizgiler ve yüzeyle kurduğum ilişki, zamanla sadece bir oyun ya da hobi olmaktan çıkıp içsel bir dil haline geldi. Bu yönelimim beni güzel sanatlar lisesine taşıdı. Lise eğitimim boyunca ağırlıklı olarak resime odaklansam da, müfredatta yer alan heykel dersleriyle birlikte malzeme ve formla doğrudan temas etme deneyimi kazandım. Hayat, adım adım beni heykele doğru yönlendirdi.
Beni üretmeye iten şey, bu alanın çok katmanlı doğası oldu. Bedenle, mekânla, zamanla, aidiyetle ve malzemeyle kurulan bu eş zamanlı ilişki; üretim pratiğimin, dünyayı algılama biçimimin ve kendimi ifade etme dilimin temelini oluşturdu. Heykel benim için yalnızca nesne değil; bir belleğin taşıyıcısı, bir sessiz tanık, bir geçiş alanı. Bu yüzden heykel, bana göre hem görünenin hem de görünmeyenin izini sürebileceğim en dürüst ve en dirençli yolculuk.
Sanatınızda ortaya çıkan ana temalar nelerdir ?
John Berger’in “Bilmiyorum, zira her şey sözcüklerin olmadığı bir yerde cereyan ediyor” ifadesi, dilin sınırlarının ötesinde yer alan duygu ve düşünce alanlarını işaret eder. Bu ifade edilemeyen boşluklar, dilin ulaşamadığı yerlerde yeni diyalogların filizlenmesine olanak tanır; böylece yapıt kendi kurgusal uzamını kurar. Bu bağlamda sanat üretimi, mükemmelliği hedefleyen bir yapıdan çok, sürecle birlikte doğaçlama eylemler üzerinden deneyime dönüşür.
Malzemeyle kurulan ilişki, yalnızca teknik bir süreç değil; bir temas, bir dinleme ve bir aidiyet biçimidir. Müdahaleler, belirli bir zaman dilimi içinde, hem bilinçli hem de bilinçdışı etkilerle şekillenir. Bu nedenle ortaya çıkan, tekrar edilemez bir durumun taşıyıcısıdır. Her yapıt, içinde üretildiği anın, bedenin, mekânın ve ruh hâlinin bir kaydıdır.
Mermerle çalışmanın zorlukları ve güzellikleri hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?
Mermer, tarihsel ve simgesel yükü güçlü olan bir malzeme. Antikçağdan günümüze kadar pek çok kültürel temsile aracılık etmiş bir taşıyıcı olarak, onunla çalışmak yalnızca teknik bir mesele değil; aynı zamanda bu çok katmanlılığa dokunmak anlamına geliyor.
Hayatımın bu döneminde mermerle çalışmak beni hem heyecanlandırıyor hem de içsel bir yolculuğa davet ediyor. Bu süreç, bir meditasyon hâli gibi; derinlikli bir deneyim. Mermerle kurduğum bu ilişki, ilk olarak 2018 yılında, Carrara’ya gittiğimde başladı. Orada yaptığım ilk taş heykel, hem malzemeye hem de kendime dair yeni bir kapı araladı.
Bu yolculuk, yalnızca biçimsel bir üretim süreci değil; aynı zamanda bulunduğum yerle, çevremdeki insanlarla ve yaşadığım dönüşümlerle paralel gelişen bir içsel bağ kurma biçimi haline geldi.
Öte yandan, sadece taşa bağlı kalmadan; fotoğraf, video, alçı ve su gibi farklı malzeme ve tekniklerle de üretimlerimi sürdürüyorum.
Mermerle çalışırken en belirgin zorluklardan biri fiziksel ağırlık. Mermerin kütlesel varlığı, üretim sürecini yalnızca teknik açıdan değil, lojistik ve mekânsal düzeyde de zorlaştırır. Taşın taşınması, konumlandırılması için bedensel bir dayanıklılık, planlama ve çoğu zaman dışsal destek mekanizmaları gerekir.
Heykelleriniz için mermeri seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Tercih ettiğiniz belirli bir mermer türü var mı ve neden?
Genellikle amorf formlara sahip taşları tercih ediyorum; zamanla aşınmış, kendiliğinden kopmuş, doğal süreçlerin izini taşıyan parçalar beni daha çok kendine çekiyor. Bu tür taşlarda rastlantısallık ve yıpranmışlık hali, hem biçimsel hem de kavramsal olarak üretimime katkı sağlıyor. Bunun dışında, belirgin damarları olmayan ya da renk geçişleri açısından daha homojen yapıya sahip taşları seçmeye özen gösteriyorum.
Sizin görüşünüze göre, bir heykel ne zaman tamamlanmış kabul edilir? O anın geldiğini nasıl anlarsınız?
Sürekli değişen bir durum, ben değişiyorum, ürettiklerim değişiyor, ihtiyaçlar değişiyor. Tamamlanma
hissi bazen bir detayla geliyor, bazen de zamanla olgunlaşıyor. Bu yüzden her işin ritmi ve süresi farklı.















































































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95