Sanat, arkeoloji ve restorasyonun kesişiminde çalışan Prof. Dr. Hesam Mohtasham, üretimlerinde geçmişin bilgisini çağdaş bir sanat diliyle birleştiriyor. Taş, metal, ahşap ve cam gibi farklı malzemelerde çalışan Mohtasham, SESEART çatısı altında eşi Shiva Taghpoor ile birlikte mimari sanat yapılarından heykellere uzanan geniş bir üretim yelpazesi oluşturuyor. Çocukluk yıllarında başlayan heykel tutkusunu akademik bir birikimle buluşturan sanatçı, bugün her projesine hem malzemenin doğasını hem de zamanın izlerini taşıyan bir yaklaşım kazandırıyor.
Kısaca kendinizden ve kariyer yolculuğunuzdan bahseder misiniz?
Ben, Prof. Dr. Hesam Mohtasham, çocukluk yıllarımdan itibaren sanatla iç içe büyüdüm. İlk heykellerimi ve çizimlerimi küçük yaşlarda yapmaya başladım. Zamanla bu tutku mimarlık, restorasyon ve arkeolojiyle birleşti. Benim için sanatın hiçbir sınırı yoktur; boyut, malzeme ya da teknik fark etmez. Mikro detaylardan anıtsal yapılara kadar taş, metal, ahşap, cam gibi her malzemede üretim yapıyorum.
Arkeoloji bana geçmişin ruhunu, mimarlık dengeyi, restorasyon ise sabrı öğretti. Bugün sanatım, bu üç alanın birleşiminden doğan bütüncül bir dildir; bilgi, duygu ve madde tek bir bedende buluşur.
Aynı zamanda SESEART firmasında ailesinin içindeyim, sanatı yalnızca bir ifade aracı değil, yaşamın bütün alanlarına dokunan çok yönlü bir üretim biçimi olarak görüyoruz. SESEART, heykel, mimari sanat yapıları, iç mekân ve dış cephe sanat tasarımları, sanatsal objeler, mobilya, ışık tasarımları ve karma malzemeli sanat eserleri gibi geniş bir yelpazede üretim yapmaktadır.
Projelerimizi değerli eşim Shiva Taghpoor ile birlikte yürütüyoruz. Onun zarif estetik bakışı ve benim teknik-felsefi yaklaşımım, her çalışmada özgün bir denge yaratıyor. Bizim için her proje, sadece bir tasarım değil, bir yaşam hikâyesidir.
Arkeoloji ve restorasyon alanındaki birikiminiz sanat anlayışınızı nasıl etkiledi?
Arkeoloji bana her taşın, her iz’in bir ruhu olduğunu öğretti. Restorasyon ise bana sabrı, detayın kutsallığını ve geçmişe saygıyı kazandırdı. Bu iki disiplin sayesinde sanatı sadece biçimsel değil, ruhsal bir düzlemde de algılamayı öğrendim. Eserlerimde geçmişin sessiz gücünü, bugünün diliyle yeniden yorumlamak benim için en derin hedeflerden biridir.
Heykeltraşlığa yönelme hikâyeniz nasıl başladı?
Heykeltıraşlık benim için çocukluktan gelen doğal bir içsel çağrıdır. Malzemeye dokunmak, onu hissetmek ve onunla konuşmak içsel bir ihtiyaçtır. Mimarlık ve restorasyon eğitimimle bu yönelim daha da derinleşti. Heykel, benim için bilimin, duygunun ve ruhun birleştiği bir nokta oldu. İnsanla doğa arasındaki en saf diyaloğun biçimi.
Sanatsal üretim sürecinizde sizi en çok yönlendiren temalar veya duygular hangileridir?
Sanatımda iki temel güç vardır: güç ve sessizlik. Güç, formda ve hacimde kendini gösterir; sessizlik ise taşın içindeki zamansız enerjidedir. Her eserimde bu iki karşıtlığı dengelemeye çalışırım. Sanat, benim için maddeyle ruh arasında bir yolculuktur; düşünceden taşa, taştan sonsuzluğa.
Doğal taş eserlerinizde önemli bir yer tutuyor. Bu malzemeyi seçmenizin özel bir nedeni var mı?
Taş benim için sadece bir malzeme değil, yaşayan bir varlıktır. Binlerce yıl yerin derinliklerinde oluşur ve bir gün bir sanat eserine dönüşmek için ortaya çıkar. Onu işlerken, doğayla, tarihle ve insan ruhuyla bir diyalog kurarım. Taşın gücü, sabrı ve gerçeği başka hiçbir malzemede yoktur.
Kullandığınız mermer türlerini nasıl seçiyorsunuz? Estetik, doku veya renk açısından öncelikleriniz nelerdir?
Her mermerin kendine özgü bir sesi, bir enerjisi vardır. Ben taşın bana ne söylediğini dinlerim. Bazen sıcak bir tonun duygusunu ararım, bazen de derin, sessiz bir dokunun içsel gücünü. En önemli kriterim, taşın eserin ruhuna uygun olmasıdır. Güzellik, anlamın hizmetinde olmalıdır. Süsleme için değil, anlatım için.
Mermerle çalışırken sizi en çok zorlayan teknik veya duygusal süreç hangisidir?
Mermerle çalışmak yalnızca fiziksel bir mücadele değildir; ruhsal bir denge işidir. Taşı anlamak, onun ritmini yakalamak gerekir. Her darbenin bir zamanı, bir sesi vardır. Bu dengeyi bulmak hem en zor hem de en büyüleyici andır. Taş size yol gösterir; sanatçı sadece onu duymayı öğrenir.
Sanat ve restorasyon alanında ilerlemek isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?
Sanatı asla sınırlandırmayın. Ne malzeme, ne yaş, ne cinsiyet sanat için bir engel değildir. Gerçek sanat, özgürlüğün ta kendisidir. İster 8 yaşında olun, ister 80 yaşında yaratmaya başlamak için her an doğru zamandır. Sanatın yaşı yoktur. Bugün 8 yaşındaki oğlum AHURA da taşla çalışmaya başladı ve kendi küçük heykellerini yapıyor. Bu bana sanatın bir miras değil, bir ruh hâli olduğunu hatırlatıyor. Gençlere tavsiyem: araştırın, deneyin, hata yapın, risk alın. En önemlisi, malzemenizle yaşayın ve onu sadece şekillendirmeyin, onunla konuşun. Çünkü taş, sabırla dinleyen sanatçıya her sırrını fısıldar.





























+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95