Endüstriyel tasarım eğitiminin ardından iç mimarlık alanında yüksek lisans eğitimine devam eden Gülşah Kamacı, malzeme ile düşünmeyi merkeze alan tasarım anlayışıyla dikkat çekiyor. Karikatürist bir babanın kızı olarak küçük yaşlarda başlayan yaratıcı sorgulama pratiği, bugün onun tasarıma hem eleştirel hem de şiirsel bir gözle yaklaşmasına zemin hazırlıyor. Özellikle doğal taş ve mermerle kurduğu derin ilişki, genç bir tasarımcı olarak malzemenin hem estetik hem de kültürel boyutunu yeniden düşünmemizi sağlıyor. “Saturn” projesiyle kozmik referansları doğayla buluşturan Kamacı ile tasarım yolculuğunu, malzeme tercihlerindeki duyarlılığı ve genç tasarımcılara verdiği mesajları konuştuk.
Gülşah Kamacı kimdir? Tasarım yolculuğun nasıl başladı?
Lisans eğitimini endüstriyel tasarım alanında tamamlamış şu an ise iç mimarlık alanında yüksek lisans eğitimine devam eden, tasarlamayı, araştırmayı ve yeni fikirler üretmeyi seven bir tasarımcı olarak kendimden bahsedebilirim. Karikatürist bir babanın kızı olarak, sanat ve tasarımla olan ilişkim çok küçük yaşlarda başladı. Babamla aramızda sürekli bir şeyleri sorgulayıp problemler tanımlar, bunlara alternatif çözümler üretirdik. Bu yaratıcı pratikler zamanla bir hobiden çok daha fazlasına dönüştü; düşünme biçimimi, bakış açımı ve meslek seçimimi doğrudan etkileyen bir sürece evrildi. Bugün, o yıllarda temelleri atılan bu üretken ve eleştirel bakış açısı, tasarım yaklaşımımın temelini oluşturuyor.
Endüstriyel tasarım mezunu olup iç mimarlıkta yüksek lisans yapmaya karar vermen nasıl bir geçişti?
Başlangıçta kendi alanımda, yani endüstriyel tasarımda uzmanlaşmayı hedefliyordum. Ancak zamanla, yalnızca ürün odaklı düşünmenin tasarım sürecinde bazı sınırlamalar yarattığını fark ettim. Mekân, kullanıcı ve obje arasındaki ilişkiyi daha kapsamlı bir çerçevede ele alabilmek için iç mimarlık yüksek lisansına yöneldim. Bu geçişle birlikte disiplinlerarası çalışmanın tasarım sürecine ne kadar farklı bakış açıları kazandırdığını deneyimledim. İç mimarlık, bana mekânsal algı, malzeme-mekân etkileşimi ve ölçek geçişleri üzerine daha derin bir kavrayış sundu. Bugün, bu iki disiplin arasında kurmaya çalıştığım denge; hem kavramsal hem de uygulamaya dönük projelerde daha esnek, daha zengin ve daha bütüncül bir yaklaşım geliştirmemi sağlıyor.
Doğal taş ve mermerle ilk tanışman nasıl oldu? Seni bu malzemeye çeken neydi?
Doğal taşla ilk tanışmam, lisans dönemimde Göbekli Tepe’ye referansla geliştirdiğim bir aydınlatma projesiydi. Bu aydınlatma tasarımı, sürdürülebilirlik, kültürel bağlam ve malzeme dönüşümü konularında geliştirdiğim yaklaşımların ilk örneklerinden biri oldu. Bu sürecin ardından katıldığım çeşitli doğal taş ve mermer temalı yarışmalar, malzemeyle olan bağımı daha da pekiştirdi. Özellikle mermerin farklı coğrafyalarda farklı kimliklere bürünmesi, kendi içindeki doğal desenler ve renk geçişleriyle her seferinde farklı bir hikâye sunması beni etkileyen unsurlardan biri oldu.
“Saturn” projen çok dikkat çekici bir fikir. Bize bu projenin çıkış noktasını anlatır mısın?
“Saturn” projesi, kozmosun ölçek ve derinlik duygusunu, doğal taşın zamansız yapısıyla buluşturma arzusundan doğdu. Gökyüzüne ve gezegenlere olan merakım, doğada var olan döngüsel formlara olan estetik ilgimle birleşince, bu projeye ilham verdi. Satürn gezegeninin halkaları gibi yörüngesel hareket taşıyan bir form, hem dinamik hem de dengeli bir görsellik sunuyordu. Bu etkiyi, doğal mermerin ağırlığı ve dokusuyla birleştirerek hem kavramsal hem de fiziksel bir denge kurmak istedim. Proje, yalnızca bir mobilya değil; mekânda bir odak noktası, hatta bir anlatı unsuru olarak kurgulandı. Kozmik düzene dair bir referans taşıması, kullanıcıyla nesne arasında daha şiirsel bir bağ kurmayı hedefledi. Mermerin sahip olduğu doğal damarlar da, Satürn’ün atmosferik katmanlarını anımsatan görsel bir derinlik sağladı. Bu katmanlılık, projenin hem biçimsel hem de anlamsal bütünlüğünü güçlendirdi.
Projede kullandığın mermer türü, form ve kullanım şekilleri hakkında bilgi verebilir misin?
“Saturn” projesinde, çok renkli damar yapısına sahip yerli bir doğal taş olan Onyx mermeri kullandım. Bu mermeri seçmemdeki temel motivasyon, ışık geçirgenliğiyle birlikte taşıdığı görsel derinlikti. Satürn’ün halkalarındaki katmanlılık hissini, Onyx’in doğal desenleri üzerinden mekâna yansıtabileceğimi fark ettim. Böylece hem malzemenin fiziksel karakteri hem de taşıdığı metaforik değer tasarıma entegre oldu. Form olarak dairesel ve halkasal geometriler tercih ettim; bu tercih yalnızca gezegenin formuna bir gönderme değil, aynı zamanda enerjiyi merkezde toplayan bir yapısal dil oluşturma amacını da taşıyordu. Mermerin doğal ışıkla buluştuğu yüzeyler, projenin atmosferini belirleyen temel unsurlardan biri haline geldi. Tasarım sürecinde taşı hem strüktürel hem de estetik açıdan sınırlarını zorlamadan, onun doğasına uyumlu biçimde çalışmaya özen gösterdim. Projenin hayata geçmesinde katkı sağlayan, proje sponsoru Başaranlar Marble genel müdürü Mehmet SERTER ve proje müdürü Hasan KURT’a destekleri için özellikle teşekkür ederim. Tasarıma duydukları güven ve üretim sürecinde verdikleri hassasiyet, bu projenin nitelikli bir şekilde hayata geçmesinde çok önemli bir rol oynadı.
Mermer sektörü sana göre genç tasarımcılara yeterince açık mı?
Mermer sektörü geleneksel yapısı gereği hâlâ büyük ölçüde üretim odaklı ve teknik bakış açısıyla şekilleniyor. Bu durum, genç tasarımcıların yaratıcı potansiyelini ortaya koyabileceği alanları kısıtlayabiliyor. Ancak son yıllarda sektörde değişen talepler, özel üretimler ve butik projelere artan ilgi, bu dinamikte bir kırılma yaratmaya başladı. Artık yalnızca seri üretim değil, hikâyesi olan, kavramsal gücü yüksek ve estetik değeri ön planda tutulan işler de talep görüyor. Bu noktada yalnızca estetik üretmek değil; aynı zamanda malzemenin kimliğini anlayarak onunla yeni deneyimler önermek önemli. Sektörle kurduğum ilişkilerde, bu tür yaklaşımların dikkat çektiğini ve değer gördüğünü gözlemliyorum. Yine de, sektörel dönüşümün daha da hızlanabilmesi için genç tasarımcıların desteklenmesi, üretim süreçlerine daha fazla entegre edilmesi ve yaratıcı fikirlerin risk olarak değil, fırsat olarak görülmesi gerektiğini düşünmekteyim.
İç mimarlık yüksek lisansın devam ediyor. Gelecekte doğal taşla çalışmaya devam etmeyi düşünüyor musun?
Evet, kesinlikle. Malzemenin sunduğu estetik, fiziksel ve kültürel zenginlik; özellikle yüksek nitelikli, uzun ömürlü ve kimlikli mekân tasarımları açısından ciddi bir potansiyel taşıyor. İç mimarlık yüksek lisansım sırasında yürüttüğüm çalışmalar, bu potansiyeli daha geniş bir perspektiften değerlendirme imkânı sundu. Gelecekte doğal taşı, diğer malzemeler ve teknolojilerle birlikte ele alan; sürdürülebilirlik, kavramsal derinlik ve üretim uygulanabilirliği açısından dengeli projelerde değerlendirmeyi hedefliyorum.
Mermer ya da doğal taş özelinde gerçekleştirmek istediğin bir hayalin var mı?
Evet. Öncelikli hedefim, lisans dönemimde Göbeklitepe için tasarlamış olduğum aydınlatma projesini hayata geçirebilmek. Proje, yalnızca form arayışı değil; aynı zamanda kültürel mirasla güncel tasarım pratikleri arasında bir köprü kurma hedefi taşıyor. Aynı zamanda bölgenin dokusu ile uyumlu ve sürdürülebilir bir ürün. Bu doğrultuda Göbeklitepe’deki ilgili kurum ve ekiplerle iletişime geçerek, projeyi sahada uygulanabilir bir düzeye taşımayı amaçlıyorum. Bunun ötesinde, doğal taşla çalışmaya devam ederek yenilikçi, kavramsal ve estetik değeri yüksek projelerle portföyümü daha da güçlendirmeyi hedefliyorum.
Doğal taş sektöründe sesini yeni duyurmaya çalışan genç tasarımcılara bir mesajın var mı?
Doğal taş gibi köklü ve güçlü bir malzeme ile çalışmak, genç tasarımcılar için hem zorlu hem de dönüştürücü bir süreç olabilir. Bu alanda sesini duyurmak isteyen tasarımcılara, öncelikle günceli sürekli takip etmelerini, hem yerel hem de uluslararası yarışmalarda aktif şekilde yer almalarını öneririm. Bu tür platformlar yalnızca görünürlük sağlamakla kalmaz; aynı zamanda kendinizi farklı bağlamlarda test etmenize ve tasarım dilinizi geliştirmeye olanak tanır. Ayrıca, her ne olursa olsun özgün kalmak, bugünü olduğu kadar geleceği de okuyabilmek açısından çok değerli. Geleneksel bir malzeme ile çalışıyor olmak, klasik sonuçlar üretmeyi zorunlu kılmaz. Aksine, bu tür malzemeler ancak onları özgün biçimde yeniden ele alabilen tasarımcılarla zamana karşı direnç kazanır.




























+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95