İç mimarlık ve doğal taş sanatçılığını Londra merkezli Mystoneprojects çatısı altında birleştiren Deniz Çobanoğlu, 2008’den bu yana Avrupa ve Amerika’daki lüks projelere kalıcılık, zarafet ve karakter katıyor. Anadolu Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Londra’da kurduğu stüdyosuyla, yalnızca iç mekân tasarımında değil; doğal taştan ürettiği mobilya, aksesuar ve heykellerle de dikkat çekiyor. Blenheim Palace’taki sergisiyle Türk doğal taşını uluslararası sahneye taşıyan Çobanoğlu, Mystoneprojects’i yalnızca bir tedarikçi değil; tasarım, üretim ve uygulama süreçlerine yön veren bir tasarım stüdyosu olarak konumlandırıyor. Doğal taşın mekân tasarımındaki gücünü, sektörün geleceğini ve 17 yıllık deneyimin getirdiği iç görüleri kendisinden dinledik.
İç mimarlık yolculuğunuz nasıl başladı?
2008 yılında Anadolu Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan sonra Londra’ya geldim ve burada Mystoneprojects isimli tasarım stüdyomu kurdum.
Londra’da kendi şirketinizi kurmak ve uluslararası ölçekte projelere imza atmak sizin için nasıl bir süreçti?
Bugünlere kıyasla o dönemde şirket kurmak için prosedürler daha kolaydı ama yeni bir ülkeye gelen genç bir tasarımcı olarak hiç bilmediğim bir çevrede hayat kurup kendimi kanıtlamaya çalışmak düşündüğümden daha uzun sürdü. Ne zaman ki Londra’nın insan ve kültür çeşitliliğini anladım ve bu bağlamda konumlandım, adaptasyon sürecim o zaman hızlandı diyebilirim.
Geçen 17 yılda nasıl bir süreç gelişti ve şirket nasıl konumlandı?
Şirket profili olarak residential ve commercial projelerin tüm doğal taş isteklerini karşılıyorken, son birkaç yıldır doğal taştan mobilya ve aksesuar koleksiyonları çıkarmaya, sanat eserleri ve heykeller üretmeye başladık. Hemen sonrasında sergilerimiz başladı. İngiltere’deki ilk sergimiz “Hats of Passions / Queen Elizabeth II” ismiyle geçtiğimiz Ağustos ayında İngiltere’nin en önemli saraylarından biri olan Blenheim Palace’ın bahçesinde gerçekleşti. Şu an devam eden iç mekân projelerimizin dışında iki adet daha mermer heykel projesi üzerinde çalışıyoruz. Bunlar çok ses getirecek ve umarım Türk doğal taşını hak ettiği yerlere taşıyacak işler olacak.
Doğal taşın mekân tasarımındaki rolünü nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben yalnızca doğal taşla çalışan bir tasarımcıyım. Mystoneprojects olarak projelerin doğal taş paketlerini tasarlıyor, üretiyor ve uygulamasına öncülük ediyoruz. Doğal taş mekâna yalnızca estetik değil; kalıcılık, zarafet ve karakter katıyor. Başka bir alternatifle bu sağlanamaz. Doğal her şeyde olduğu gibi mermere de göz kulak olmak lazım. O yüzden onunla yaşayanla olan ilişkisini çok önemsiyorum.
Mermer, oniks, yarı değerli taşlar gibi farklı koleksiyonlarla çalışırken seçim sürecinizde en önemli kriterler neler oluyor?
İlk yıllarda seçim sürecine çok fazla müdahil olarak kullanıcıya onlarca sunum yapıyor, numune yağmuruna tutuyorduk. Sonradan fark ettik ki bu, ilk etapta tasarımcının yönlendirmesi gereken bir alan değil. Artık bize danışan kullanıcının kendi araştırmasını yapmış olmasını sağlıyoruz. Kullanıcının, mekânın genel kurgusu hakkında en azından renk ve doku konusunda fikir sahibi olması önemli. Bu süreçte onu etkilememeyi öğrendik. Yani amaç taşı önermek değil; kullanıcının malzemeyle olan ilişkisini kurmasını sağlamak. Aksi takdirde bu, sonsuz bir deniz ve biz bir anda tasarımcı kimliğimizden çıkıp mermer pazarlamaya çalışan bir noktaya kayıyoruz. Bu da sanatımızı etkiler; istemediğimiz bir şey.
17 yıllık tecrübe sonunda seçim sürecinde önceliğimiz daima projenin kullanımına göre uygulanabilirlik, ardından bakım kriterleri oluyor. Form, doku, desen, işlev ve estetik ya da sanatsal dokunuşlar zaten tarafımızdan ekleniyor.
Londra, Miami ve İstanbul gibi farklı coğrafyalarda çok sayıda önemli projeye imza attınız. Sizin için en unutulmaz veya en çok gurur duyduğunuz proje hangisi oldu?
Aslında bir projeyi unutulmaz veya gurur verici kılan şey, işin kendisinden çok müşteriyle olan iletişiminiz ve enerjinizdir. Bazen küçük bir ofis projesi ya da otel lobisi, 400 konutluk bir projeden çok daha büyük keyif verebiliyor. Bizim işimiz malzeme ve tasarım kadar insanla, beklentileriyle ve enerjisiyle ilgili. Müşteriyi doğru anlayıp doğru bir yol açabilmek, iz bırakabilmek en önemli konu. Çünkü ne olursa olsun, o müşteriyle en az altı ay sürecek bir yol arkadaşlığına çıkıyorsunuz. İşin, tasarım sürecinin ve sonrasının ağız tadıyla yürümesi bizim için en değerli şey.
Türkiye’den taş tedarik eden bir firma olarak, Türk doğal taşlarının uluslararası pazardaki algısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Rezerv anlamında dünyada çok güçlü bir konumdayız; neredeyse yarısına sahibiz. Ancak tasarım anlamında sektörün yönünü belirleyemiyoruz. Ülkemizde metraj ve kütle büyüklüğü, akabinde de sektöre yön vermeyi gerektiriyor. Bunlar yetenekten, tasarımdan hatta sanattan daha büyük görülüyor. Hammadde her şeyden önemli. Oysa İtalya veya İspanya gibi ülkelerde bu işin çok daha farklı yürüdüğünü görüyorum. Tasarıma yatırım yapıldığında sektörün geleceği de değişecektir elbet. Mermer zaten her şekilde ulaşılabilir bir malzeme oldu; asıl mesele ona dünya çapında nasıl bir değer yaratabildiğiniz.
Taş sektörünün ve iç mimarlığın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yeni trendler sizce hangi yönde ilerliyor?
Taş sektörünün geleceğini sektör temsilcileri daha net ortaya koyabilir, ben çok kestiremiyorum açıkçası. İç mimarlık üzerine rahatlıkla şunu söyleyebilirim: Tüm yeni teknolojiler ve yapay zekânın geldiği nokta, arkamıza alarak ilerleyeceğimiz araçlar olacak. Bunları takip eden değil, yön verenlerle ilerleyecek tasarım ve iç mimarlık. Bir de ne olursa olsun, klasiğe dönüş kaçınılmaz olacak.
Genç tasarımcılara doğal taşla çalışmaları konusunda vermek istediğiniz en önemli tavsiye ne olurdu?
Her şeyi yapmaya çalışmak yerine branşlaşmak gerekiyor. Bizim ülkemizde “her şeyi biliyor olmak” değerli görülürken, yurt dışında bir konuda uzmanlaşmak çok daha kıymetli. Bir de 17 yıldır İngiltere’de tasarım yapan biri olarak şunu net görüyorum: Kendi kültürünü, üretim değerlerini, zanaatı ve bin yıllık emeği arkalarına alarak ilerleyen tasarımcılar çok daha güçlü oluyor.
Tasarımcıların doğal malzemeye saygıyla yaklaşmalarını öneririm. Öncelikle bu saygıyı kullanıcıya da aşılamaları gerektiğini düşünüyorum. Tasarımın bir yarısı size aitse, diğer yarısı doğaya ait. Bu bilinci taşıyarak, doğaya saygı göstererek çıkan sonuçtan keyif alınmalı.

































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95