Mimarlığı bir ifade aracı olarak konumlandıran Artı3 Mimarlık, projelerini kuram ve uygulama bütünlüğüne dayalı bir süreçle yürütüyor. Ofis kurucuları Uğur Yıldırım ve Doç. Dr. Ülkü İnceköse ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda; ekibin yalın mimari dilini, tasarım prensiplerini ve Arkas Sanat Alaçatı projesindeki malzeme tercihlerini inceledik. Doğal taşı yapının hafızasını ve zamansallığını belirleyen temel bir bileşen olarak ele alan ekip, uygulama aşamasındaki disiplinler arası koordinasyonun önemine dikkat çekiyor. Bu röportajda, geçici trendler yerine kalıcı ve bağlamla uyumlu mimari üretim süreçlerine odaklandık.
Artı3 Mimarlık’ın kuruluş sürecini ve mimarlık yaklaşımını kısaca anlatır mısınız? “Artı3” ismi sizin için neyi ifade ediyor?
Artı3 Mimarlık için mimarlık, kuram ve uygulamanın bütünlüğüne dayalı bir üretim sürecidir. Mimarlık içindeki her üretimin yaşama farklı boyutlarda dokunmak ve bir söz söylemek anlamına geldiğine inanıyoruz. Mimarlığı kendimizi bu dünyada ifade etme araçlarından biri olarak görüyoruz.
Ofisinizin tasarım yaklaşımını ve temel prensiplerini nasıl tanımlarsınız?
Tasarım yaklaşımımız, her projenin kendi sözünü söylemesini sağlayacak, yalın, dingin ama güçlü bir mimari dil oluşturmak. Tasarım pratiğimizi tanımlayan önceliklerimizi;
Problemi okumak ve kendimizce bir anlama dönüştürmek,
Bağlamı doğru anlamak ve analiz etmek,
Mekânsal deneyim, mekânsal atmosfer ve duyusal etkileşimi önceliklendirmek,
Detay tasarımını tasarımın ana problemlerinden biri olarak görmek,
İşlev ile mekânsal kurgu arasında dengeli bir ilişki kurmak,
olarak tanımlayabiliriz.
Sizi diğer mimarlık ofislerinden ayıran en belirgin özellikler nelerdir?
Her yeni probleme- talebi, niteliği, büyüklüğü ve içeriği ne olursa olsun- en önemli projemiz olarak ele almamız. Tasarımın başından uygulamanın sonuna kadar, uygulama bittikten sonrasını da içine alacak biçimde, tüm süreçte aktif olarak yer almamız. Tasarlanan ile uygulanan arasındaki birebir ilişkinin sağlandığı projeler üretiyor oluşumuz.
Doğal taşın mimari tasarımdaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğal taşın mimaride tektonik ifadeyi güçlendiren çok güçlü bir rolü olduğunu düşünüyoruz. Malzemenin kendi bünyesinde barındırdığı renk, doku ve biçim özellikleri; aynı zamanda bu özelliklerdeki rastlantısallıklar ve farklılıklar, onu mimari tasarımın temel öznelerinden biri haline getirebiliyor. Taşın işlenme biçimi, birleşim detayları, yüzey etkisi ve yan yana gelişleri mekânsal atmosferi, dolayısıyla deneyimi doğrudan belirleyen unsurlara dönüşüyor. Bu nedenle doğal taşı tasarımı yönlendiren temel bir bileşen olarak değerlendiriyoruz. Doğal taşın en sevdiğimiz özelliklerinden biri de zamansallığı. Taşıdığı özellikleri uzun zaman süreçlerine dayalı bir oluşu gösteriyor bize. Ve bu oluş siz onu kullandığınızda da bir şekilde devam ediyor. Rengi değişebiliyor, dokusunda farklılaşmalar olabiliyor bu oluş halini de seviyoruz.
Hangi projelerde doğal taşı özellikle tercih ediyorsunuz, neden?
Doğal taşı belirli bir proje tipine bağlı olarak değil, tasarımın kararları ile birlikte değerlendiriyoruz, diğer malzeme kararlarında olduğu gibi. Her projede malzeme kararını, tasarımın gereklilikleri üzerinden yeniden ele alıyoruz.
Türkiye’nin doğal taş çeşitliliğini ve potansiyelini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Proje süreçlerindeki saha gözlemlerimiz de gösterdi ki ülkemiz çok zengin bir doğal taş çeşitliliğine sahip. Bu çeşitlilik çok ciddi bir kullanım potansiyeli sunuyor. Ancak doğal taşın katma değeri yüksek biçimde sınırlı bir üretimi ve bunun sonucunda da sınırlı bir kullanımı var. Son yıllarda gördüğümüz bu konuda daha fazla girişim var üretici firmalarda. Söz konusu potansiyelin daha fazla açığa çıkacağını düşünüyoruz.
Arkas Sanat Alaçatı projesinin tasarım sürecinden bahseder misiniz?
Arkas Sanat Alaçatı, Alaçatı’nın son yıllarda hızlanan tüketim odaklı dönüşümüne karşı, sanat merkezli yeni bir kamusal yaşam alanı ve gündelik yaşama alternatif bir mekânsal deneyim üretme fikri üzerinden tasarlanmıştır. Tasarım süreci de bu mekânsal deneyimi hayal etmekle başladı.
Yapı, çevreden kademeli bir şekilde içe yönlendiren bir mekânsal kurguyla, ziyaretçiyi kentin mevcut atmosferinden sanat odaklı yeni bir mekânsal deneyime taşıyacak biçimde kurgulandı. Tasarım süreci statik, mekanik ve elektrik ekipleri ile paralel biçimde yürütüldü. Uygulama sürecinde de tasarımın bütün olarak tüm detay hassasiyetlerine bağlı kalacak biçimde uygulanmasının sağlanabilmesi için, tüm ekiplerin bir arada koordineli olarak çalıştığı bir süreç yürütüldü. Mimari ekip olarak biz tasarım sürecinin başından yapının kullanıma başlandığı güne kadar hep sürecin içerisinde olduk. İşverenimizle güçlü ve verimli bir diyalog içerisinde, yapının, her noktasındaki her türlü tasarımsal kararın tarafımızdan üretildiği çok nitelikli bir yapı üretim süreci geçirdik.
Projenin bulunduğu bağlam (Alaçatı dokusu) tasarımı nasıl etkiledi?
Alaçatı’da parçacıl ve küçük ölçekli yapıların olduğu bir yapılı çevrenin içerisinde yer alıyor Arkas Sanat Alaçatı. Yapının, mimari programda yer alan büyük hacimlere ve parselin kısıtlarına rağmen, yerleşim dokusunun bir parçası olması önemli tasarım kararlarından biriydi. Mimari programın yorumu, hacim, kütle ve yüzeylerin tanımlanmasında ve bir araya gelişlerinde alınan tasarım kararlarında bağlamla kurulmak istenen tanımlı ilişki etkili oldu.
Bu projede doğal taş nasıl bir rol üstlendi? Hangi taş türleri tercih edildi?
Yapının mimari karakterini tanımlayan en önemli unsur kullanılan traverten malzeme. Tasarımın en başında hayal ettiğimiz mekânsal atmosferin yaratılmasını sağlayacak ana unsurlardan biri olarak belirlenmişti. Zaman algısına odaklı mekânsal atmosferin sağlanmasında, yalın ve güçlü bir mimari karakterin dışa vurumunda, tek tip doğal taş malzemenin belirleyici bir yeri var. Yapının duvarlarında, zemininde, açık mekânların zemininde, dış mekân mobilyalarında doğal taş-traverten malzeme kullanıldı. Traverten kaplı yüzeyler, gün ve mevsimlere bağlı olarak gün ışığının hissedilmesine ve zamansallığın mekân kurgusunun kurucu öğesi olmasını sağladı.
Doğal taşın gelecekte mimarideki rolü sizce nasıl şekillenecek?
Doğal taşın mimarlıkta gelecekte yapının hafızasını, iklimle kurduğu ilişkiyi ve zamansızlık duygusunu taşıyan temel bir mimari araç olarak daha güçlü bir rol üstleneceğini düşünüyoruz. Bugün mimarlık giderek daha hızlı tüketilen, kısa ömürlü ve görsel etki odaklı bir üretim biçimine sürüklenirken; doğal taş, uzun ömürlülüğü, yaş alma kapasitesi ve bulunduğu coğrafyayla kurduğu aidiyet ilişkisi sayesinde buna karşı güçlü bir alternatif sunuyor. Özellikle Akdeniz coğrafyasında taş, ısı davranışı, dokusu, ışıkla kurduğu ilişki ve yaşlandıkça kazandığı karakter sayesinde yapının zaman içerisinde değer üretmeye devam etmesini sağlar. Önümüzdeki dönemde iklim krizi tartışmalarının derinleşmesiyle birlikte, yerel malzeme kullanımı ve düşük karbonlu yapı üretiminin daha fazla önem kazanacağını düşünüyoruz. Bu noktada doğal taş; uzun ömürlü olması, bakım ihtiyacının düşük olması ve birçok endüstriyel malzemeye göre daha düşük dönüşüm süreçleri gerektirmesi nedeniyle yeniden merkezî bir konuma yerleşebilir. Burada önemli olan, taşı çağdaş detaylarla, yeni üretim teknikleriyle ve güncel mekânsal ihtiyaçlarla birlikte yeniden yorumlayabilmektir. Bizce geleceğin mimarlığında doğal taşın rolü bulunduğu yere ait, kalıcı, yeniden kullanılabilir ve güçlü mekânsal atmosferler üreten bir malzeme olarak tanımlanacaktır.
Kariyerinin başındaki mimarlara vermek istediğiniz kısa bir tavsiye var mı?
Mimari tasarım sürecinin, problem tanımından itibaren düşünsel ve uygulamaya dayalı bütüncül bir süreç olduğunu unutmamaları. Nitelikli mimarlık üretebilmek için, bu süreçte, farklı disiplinlerin gerekliliklerine hâkim olmayı, malzemeyi tanımayı ve detay üretmeyi gerektiriyor.
Ayrıca, hızlı tüketilen popüler yaklaşımlar yerine kalıcı ve nitelikli, kendi sözünü söylemeyi tercih eden, bulunduğu çevreye ve topluma duyarlı işler üretmeye odaklanmalarını tavsiye ederiz.
































+90 532 585 51 95
+90 532 585 51 95